Cansu ile o gece, sadece bir oda paylaşmıyorduk; birbirimizin en derin, en saklı arzularını paylaşıyorduk. Odanın içindeki hava, dışarıdaki serin geceye inat, buram buram şehvet kokuyordu. Cansu’nun telefonundan gelen bildirim sesleri ve ardından gelen o boğuk inlemeler, içimdeki tüm savunma mekanizmalarını yerle bir etmişti.
Karanlıkta İki Beden: Cansu ve Ece
Yatağımda doğrulup ona baktığımda, Cansu’nun yorganı üzerinden attığını gördüm. İnce, dantelli geceliği vücuduna yapışmıştı. Göz göze geldiğimizde, o anın geri dönüşü olmadığını anladım. Cansu, telefonunu yan tarafa bırakıp yavaşça benim yatağıma doğru süzüldü. Kalbim, göğüs kafesimi delmek istercesine çarpıyordu.
“Hissedebiliyorum Ece,” dedi sesi titreyerek. “Senin de içindeki o yangını görüyorum.”
Yanıma uzandığında, teninden yayılan o sıcaklık ve tatlı parfüm kokusu başımı döndürdü. Eli, tereddüt etmeden bacağımın üzerine yerleşti. Parmak uçları, ipek geceliğimin üzerinden yukarı doğru ağır ağır tırmanırken, vücudumun her santimi elektrikleniyordu. Berkay’ın o çekingen dokunuşlarından sonra, bu kararlı ve ne istediğini bilen temas beni adeta büyülemişti.
Cansu’nun elleri, sanki bir sanat eserini inceliyor gibi, vücudumun kıvrımlarında geziniyordu. Geceliğimin askısını yavaşça omzumdan indirdiğinde, çıplak tenimin gece havasıyla buluşması bile bana inanılmaz bir haz veriyordu. Başını boynuma yaklaştırdı; sıcak nefesi tenimi yakarken, o yasaklı ama bir o kadar da büyüleyici anın içine çekiliyordum.
O gece, her dokunuş bir keşifti. Parmaklarımızın birbirine kenetlenişi, dudaklarımızın arasındaki o sessiz anlaşma… Cansu’nun dudakları tenimde her gezindiğinde, zihnimdeki tüm kurallar birer birer siliniyordu. Onun altındaki bedenimin nasıl tepki verdiğini, nasıl titrediğimi hissetmek beni daha da cesaretlendiriyordu. İkimiz de o anın şehvetine teslim olmuştuk; bir kadının, bir kadını nasıl bu kadar iyi tanıyabileceğini ve hangi noktaların en yüksek hazzı vereceğini o gece öğrenmiştim. Ter damlaları şakaklarımızdan süzülürken, odadaki tek ses hızlanan nefeslerimiz ve aramızdaki o ıslak, yoğun çekimdi her dokunuş dahada yükseltip azdırırken usulca cansu memelerimi açıp emmeye başladı her öpüşü yalayışı beni benden alırken elim onun sırılsıklam olmuş amının üstüne gelmişti okşuyordum yavaş yavaş o ise durmadan yalıyordu artık daha iler taşıyıp bacakları ayırıp biribirimize kenetlendik ve dahada yükselip sürtmeye başladık en son döllerimiz birbirine karıştıı…
Salondaki Gölge: Anne ve Babanın Gizli Dünyası
Cansu’yla olan o gecenin üzerinden birkaç hafta geçmişti ama içimdeki o keşfetme açlığı dinmek yerine daha da büyümüştü. Bir gece yarısı, su içmek için odamdan çıktığımda, evin içindeki mutlak sessizliğin yerini tuhaf seslere bıraktığını fark ettim.
Koridorun sonundaki salon kapısı aralıktı. Loş ışık, koridora ince bir çizgi halinde sızıyordu. Adımlarım kendiliğinden oraya yöneldi. Yaklaştıkça sesler netleşiyordu: Babamın derin nefesleri ve annemin o zamana kadar hiç duymadığım, boğuk ve arzulu fısıltıları…
Kapı aralığından içeriye baktığımda donup kaldım. Salondaki geniş koltukta, ay ışığının altında iki gölge gibi birbirine karışmışlardı. Annem, babamın kucağındaydı ve babamın elleri annemin vücudunda, benim hiç hayal bile edemeyeceğim bir sertlikle geziniyordu. Babamın o otoriter tavrının yerini vahşi bir tutku almıştı. Annemin başı geriye düşmüş, gözleri kapalı, sadece o anın hazzına odaklanmış bir haldeydi.
Onları izlemek, hem yasak bir eylemi gerçekleştirmenin verdiği korkuyu hem de tarif edilemez bir heyecanı aynı anda hissettiriyordu. Annemin çıkardığı o küçük inlemeler, babamın onu kendine daha sıkı çekişi… Her şey o kadar gerçek, o kadar ham bir şehvetle doluydu ki, kendimi kapı pervazına yaslanmış, nefesimi tutmuş bir halde buldum.
Evin içinde hep korunan o “saygın aile” maskesinin altında yatan bu hayvansi çekimi görmek, dünyamı altüst etmişti. Onların birbirine olan açlığı, benim içimdeki o gizli Ece’nin aslında ne kadar “normal” olduğunu kanıtlıyordu. Babamın annemi koltuğa yatırıp üzerindeki kıyafetleri sabırsızca sıyırdığını gördüğümde, vücudumun alev aldığını hissettim. Elimi istemsizce kapı koluna sıktım, kalbimin sesi kulaklarımda uğulduyordu.
Dakikalarca, sanki bir hipnoz altındaymışım gibi o anlara şahitlik ettim. Terleyen bedenlerin koltuğa çarpma sesi, aralarındaki o yoğun fiziksel temasın gürültüsü koridorda yankılanıyordu. Onların bu halleri, o güne kadar bildiğim her şeyi sorgulatmaya yetti.
Gördüklerimin ağırlığı ve içimde uyanan o devasa uyarılma hissiyle, daha fazla dayanamayacağımı anlayıp parmak uçlarımda odama döndüm. Kapımı sessizce kapatıp sırtımı soğuk ahşaba yasladım. Karanlıkta, gözlerimi kapattığımda hala salondaki o görüntüler dönüyordu zihnimde. Yatağıma girdiğimde, çarşafların soğukluğu tenimi yakıyordu. O gece, sadece anne ve babamın bir sırrını değil, kendi kaderimin de nereye doğru evrildiğini keşfetmiştim. Artık dönüş yoktu; şehvet, bu evin duvarları arasından sızmış ve ruhuma işlemeye başlamıştı.
Odamın tavanındaki loş ışık, dışarıdaki dünyanın monotonluğunu sanki kapımın eşiğinde durduruyordu. Aynada kendime baktığımda gördüğüm 18 yaşındaki bu sarışın kız, herkesin bildiği “uslu” Ece’ydi. Berkay’la dışarı çıkan, üniversite sınavı stresi yaşayan, ailesinin göz bebeği olan o kız… Ama içimde, kimsenin bilmediği, sadece telefonumun parlak ekranına hapsolmuş bir başka Ece vardı.
Berkay’la ilişkimiz dışarıdan bakıldığında kusursuzdu. Kibardı, düşünceliydi; ama bir sorun vardı: Aramızdaki o ateşli olması gereken çekim, soğuk bir beton yığını gibiydi. Onun yanındayken hissettiğim tek şey şefkatti, oysa ben yakıcı bir şeyler arıyordum.
Dijital Kaçamak: Merve ile Gece Yarısı
Yatağıma uzanıp telefonumu elime aldığımda kalbim hızlanmaya başladı. Merve ile olan mesaj kutumu açtım. O, benim tek sırdaşımdı. Onunla konuşurken gerçek arzularımı gizlemek zorunda kalmıyordum.
Merve: “Yine mi o sıkıcı romantizm içindesin? Berkay seni hala bir porselen bebek gibi mi izliyor?”
Yazarken parmaklarım titriyordu.
Ben: “Öyle… Beni kırmaktan korkuyor gibi ama bilmiyor ki ben kırılmak, paramparça olmak istiyorum. Tenimin yandığını hissetmek istiyorum Merve.”
Merve: “O zaman kapat gözlerini Ece. Hayal et… Şu an yanında olduğumu, o ipek geceliğinin teninde kaydığını…”
Merve’nin yazdığı her kelime, tenimde görünmez bir elin dolaşması gibiydi. Telefonun ekranındaki ışık yüzümü ısıtırken, odanın içindeki hava aniden ağırlaşmaya, oksijen azalmaya başladı. Klavyenin tıkırtısı, odadaki tek sesti ama zihnimde çığlıklar kopuyordu.
“Üzerindeki o ince askılıyı yavaşça indirdiğini düşün…” diye yazdı Merve. O an sadece telefonun ekranına değil, kendi derinliklerime bakıyordum. Kendimi keşfetmenin verdiği o yasak haz, Berkay’ın bana verdiği tüm sözlerden daha gerçek geliyordu.
İlk Kırılma Noktası: Cansu ve O Gece
Birkaç gün sonra kuzenim Cansu ile kalmam gerektiğinde, bu gizli dünyanın sadece telefon ekranında kalmayacağını anladım. Cansu 19 yaşındaydı ve benden bir adım daha öndeydi hayata karşı. O gece aynı odada, ayrı yataklarda yatarken odadaki sessizlik bile elektrik yüklüydü.
Cansu’nun telefonunun ışığı yüzüne vuruyordu. Hızlı hızlı bir şeyler yazıyor, bazen nefesi kesiliyormuş gibi hafifçe inliyordu. Erkek arkadaşıyla sexting yaptığını anlamamak için aptal olmak gerekirdi. Onu izlediğimi fark etmiyordu. Elinin yorganın altında ritmik bir şekilde hareket ettiğini gördüğümde, boğazımın kuruduğunu hissettim.
O an, normalde hissetmem gereken o “utanç” duygusu gelmedi. Yerine, daha önce hiç tatmadığım bir merak ve cüret çöktü. Cansu başını kaldırıp göz göze geldiğimizde, ikimiz de yakalanmıştık. Ama kaçmak yerine, ikimiz de durduk.
“Ece…” dedi sesi kısık bir fısıltıyla. “Sen de hissediyor musun?”
Karanlığın içinde birbirimize doğru çekiliyorduk. O gece, ailemizin bize öğrettiği tüm o “doğru” kurallar, odanın kapısının dışında kalmıştı. Cansu ile o gece aldığımız o gizli karar, hayatımın geri kalanını değiştirecek olan o domino taşlarının ilkiydi.
Yaklaşan Fırtına: Aile ve Enişte
Eve döndüğümde hiçbir şey eskisi gibi gelmiyordu. Artık sadece kendi odamda değil, evin her köşesinde saklanan bir gizem arıyordum. Ablam Aybüke ve eniştem Ahmet bize akşam yemeğine geldiğinde, gözlerim istemsizce Ahmet’e kayıyordu.
Ahmet, o esmer ve bakımlı haliyle odadaki tüm havayı değiştiriyordu. Ablamla şakalaşırken, elleri onun belinde gezinirken, bir anlığına göz göze geldik. O bakışta, Berkay’ın o masum sevgisinden çok daha fazlası vardı. Bir meydan okuma, bir davet ya da belki de sadece benim zihnimin bana oynadığı bir oyun…
Yemekten sonra mutfağa su almak için geçtiğimde, Ahmet’in arkamdan gelip kapı pervazına yaslandığını hissettim.
“Ece, sanki bu aralar biraz değiştin sen,” dedi sesi alçak ve etkileyici bir tonda. “Gözlerinde farklı bir ışık var.”
Arkamı döndüğümde aramızdaki mesafe o kadar azdı ki, parfümünün o sert ve erkeksi kokusu ciğerlerime doldu. O an anlamıştım; bu kurgu sadece benim ve telefonumun arasında kalmayacaktı. Bu ateş, yakındaki her şeyi küle çevirene kadar büyümeye devam edecekti.



