Üniversite hayatı insanın kendi sınırlarını, arzularını ve en gizli fantezilerini keşfettiği o tuhaf, özgürleştirici dönemlerin başında geliyor. İzmir’deki ilk yılımda yurdun o boğucu kurallarından sıkılıp Bornova taraflarında kendime ait tek odalı, şirin bir ev tuttuğumda, hayatımın tamamen bana ait olduğunu hissetmiştim. Ama o perşembe günü, kampüsten çıkıp metroya doğru yürürken telefonumun ekranında “Babam” yazısını gördüğümde, o sıradan günün hayatımın en cüretkar, en geri dönülemez gecesine dönüşeceğini asla tahmin edemezdim.
Telefonu açtığımda babamın o her zamanki tok, güven veren sesi yankılandı: — Efendim babacım? — Kızım, akşam İzmir’e uçağım var. Birkaç gün orada kalmam gerekiyor, halanlarla bir işimiz var. Sabahtan onu hallederim, sonra yanına gelirim. Dersin yoksa plan yapma, bendesin. İçimi ani bir heyecan ve sevinç kapladı. Tek başıma kalmaktan sıkılmıştım ve onun güven veren varlığını özlemiştim. — Aa, çok sevindim baba! Evdeyim zaten, yarın hiç dersim yok. Bekliyorum mutlaka. Annem gelmiyor mu? — Yok kızım, o gelemez. Kardeşinin okulu var, malum kaynanan da bizde şu ara, yalnız bırakamadı.
Telefonu kapattıktan sonra eve adeta koşarak gittim. Cuma sabahı erkenden uyandım. Evde babamın göreceği her detayın mükemmel olmasını istiyordum. İlk iş olarak kendimi banyoya attım. Sıcak suyun altında tenimi iyice lifledim, kokulu duş jelleriyle vücudumu ovdum. Banyodan çıktığımda tenim pembeleşmiş, yumuşacık olmuştu. Hafif bir kahvaltının ardından evi dip köşe temizledim, mutfağı toparladım. İşler bitince yorgunluktan televizyonun karşısındaki koltuğa uzanmıştım ki, hafifçe dalmışım. Telefonun keskin sesiyle sıçrayarak uyandım. Arayan yine babamdı. — Kızım, havalimanından çıktım. Bir 15-20 dakikaya oradayım, evde bir eksik var mı, istenecek bir şey? — Yok babacım, her şey hazır, seni bekliyorum.
Kapı çaldığında içim kıpır kıpırdı. Kapıyı açar açmaz boynuna atıldım, o erkeksi, tanıdık parfüm kokusunu içime çektim. Uzun uzun hasret giderdik, salonda oturup havadan sudan, benim okulumdan, İstanbul’daki durumlar genel olarak konuştuk. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştık, akşam çoktan çökmüştü.
“Hadi bakalım, bu kadar tembellik yeter, akşama ne yiyoruz?” diyerek ayağa kalktı. Birlikte mutfağa geçtik. Ben tezgahın önünde salata malzemelerini doğrarken, o da arkamdaki dolaptan tabakları almak için uzandı. İşte her şey tam o saniyede başladı. Arkamdan geçerken, yapılı vücudu, kalçalarıma ve sırtıma hafifçe süründü. O çok kısa, belki de tamamen kazara olan temas, vücudumda elektrik çarpması gibi bir etki yarattı. Kasıklarıma ani bir sıcaklığın yayıldığını hissettim, tüylerim diken diken oldu. Kendimi toparlamaya çalışarak yutkundum ve işime devam ettim ama aklıma o zehirli düşünce çoktan düşmüştü bir kere.
Yemek bittikten sonra babam esneyerek ayağa kalktı. “Yol yorgunluğu, bir de günün koşturmacası… Ben bir duşa gireyim kızım, üzerimdeki kırgınlığı atsın,” dedi ve banyoya geçti.
O banyodayken ben salondaki koltukta adeta kıvranıyordum. Suyun sesini duydukça, mutfaktaki o küçük temas gözümün önüne geliyor, içimdeki o karanlık, yasak arzu çığ gibi büyüyordu. Kendi babamla, o olgun, güçlü adamla böyle bir şeyi deneme fikri beni deli gibi tahrik ediyordu. Daha fazla dayanamadım. Kalbim göğüs kafesimi patlatacak gibi vururken ayağa kalktım ve banyonun kapısına doğru yürüdüm. Kapıyı hafifçe tıklattım: — Babacım? Bir şeye ihtiyacın var mı? Havlu, şampuan falan? İçeriden su sesinin arasından sesi geldi: — Yok yok, sağ ol kızım, her şey var. — Şey baba… Sırtına kese lazımsa gelebilirim? Yardım edeyim istersen. — Yoo, gerek yok kızım, uygun olmaz şimdi, sağ ol. — Aman baba, ne olacak yabancı mıyız? deyip fısıldar gibi konuştum ve kalbimin güm güm atışına aldırmadan kapı kolunu indirip içeriye, o buğulu banyoya adım attım.
Babam duşakabinin buzlu camından içeri girdiğimi fark etmişti. Şaşkın ve huzursuz bir sesle, “Ya kızım, çıksana hadi ama, ayıp denen bir şey var,” dedi. Duşakabinin kapısını sonuna kadar açtım. Sıcak buhar yüzüme vururken, babamın ıslak, geniş omuzlarını ve arkasını dönmeye çalışırken aceleyle önünü kapatmaya uğraşmasını izledim. — Baba sorun değil, alt tarafı kese yapacağım sadece, abartma, dedim. — Ya kızım çıksana, ne yapıyorsun? diye çıkıştı, yüzü kızarmıştı. — Uf baba, sakin ol, dön arkamı sadece, deyip tek bir adımla kabinin içine, sıcak suyun altına girdim. Kıyafetlerim anında sırılsıklam olmuştu ama umurumda değildi.
Elimi sabunlayıp lifi aldım ve babamın o geniş, kaslı sırtından ovmaya başladım. Sırtını, belini yavaşça ovalarken, elimi bilerek ve isteyerek yan taraflardan ön tarafa doğru kaydırdım. Göbeğinin altından, kasıklarına doğru indim ve en sonunda elimin tersini o devasa sertliğe sürttüm. Dokunmamla birlikte babamın nefesi kesildi. Eşofmanının içinde bile belli olan o şey, şu an çıplak ellerimin altındayken sırılsıklamdı, sımsıkı ve kocaman, damarlı bir şekilde avucuma sığıyordu. Babam her ne kadar ahlaki olarak rahatsız olsa da, bedeninin bana verdiği o ilkel tepkiyi gizleyemiyordu. Nefes alışverişleri hızlandı, kalçalarını hafifçe arkaya, elime doğru bastırdı ama son bir iradeyle elimi tuttu. — Hadi tamam, çık artık, ben geliyorum, dedi sesi titreyerek. Daha fazla üsteleyip onu ürkütmek istemedim. “Tamam, salonda bekliyorum,” deyip sırılsıklam kıyafetlerimle kabinden çıktım.
Odamda hemen üzerimi değiştirip minicik, daracık bir şort ve göğüs dekolteli bir askılı giydim. İyice yükselmiştim, amımın içi resmen zevkten sulanmıştı, iç çamaşırım sırılsıklamdı. Heyecanla salonda onun gelmesini bekledim. Babam belinde havluyla çıkıp odasına gidip giyindi ve salona, koltuğa oturdu. O an, içimdeki o yırtıcı arzu tamamen kontrolü ele geçirdi. Koltuğa oturur oturmaz, hiç vakit kaybetmeden doğrudan kucağına zıpladım.
Bacaklarımı iki yana açıp tam o sertleşmiş, eşofmanının altından bana meydan okuyan devasa aletinin üzerine kalçamı bastırarak kucağına yerleştim. Gözlerinin içine arsızca baktım. — Küçük kızın kocaman oldu baba… dedim dudaklarımı yalayarak. Babam ellerini nereye koyacağını bilemeyerek havada tuttu, yutkundu. Gözleri göğüslerime ve altımdaki çıplak bacaklarıma kaydı. — Farkındayım kızım… Büyümüşsün, hem de çok… dedi boğuk bir sesle. — Baba, evimde beraberiz, baş başayız. Çok güzel değil mi? — E-evet kızım, güzel… — Bugün beraber uyuyalım mı? Hı? Ne dersin? — Olmaz kızım, yanlış anlar insanlar, hem doğru değil. — Olur baba, olur… Kim anlayacak? deyip kalçamı o sertliğin üzerine daha sertçe bastırıp ileri geri sürttüm. Dudaklarımı yanağına, kulağının hemen altına bastırıp şehvetli bir öpücük kondurdum ve boynuna sarıldım.
Bir süre o pozisyonda kaldı, altındaki o devasa uyanışın kalçalarımı nasıl yukarı ittiğini hissedebiliyordum. Babam daha fazla dayanamayacağını anlayınca beni yavaşça kucağından indirip, “Biraz hava almam lazım,” diyerek balkona çıktı. Ben de arkasından gittim. Balkonun serinliğinde, aramızdaki o yoğun gerilimle havadan sudan konuştuk ama ikimizin de aklı az önceki temastaydı. En sonunda yatma vakti geldi.
Yatak odasına doğru yürürken elinden tuttum, adeta onu peşimden sürükledim. “Baba, hadi gel,” diyerek onu yatağıma götürdüm. — Uzan baba, ben de üstümü değişip geliyorum, dedim. Yatağın kenarına oturduğunda, tam gözünün önünde, üzerimdeki o dar şortu aşağıya doğru yavaşça indirdim. Altımda hiçbir şey yoktu, çıplak kalçam ve tamamen ıslanmış olan amım gözünün önündeydi. Babam hemen gözlerini kapattı, yüzünü yana çevirdi. — Ne yapıyorsun kızım yanımda? Kapat üstünü! dedi ama sesi heyecandan titriyordu. — Bir şey olmaz baba, yabancı mıyız? deyip başka bir mini şortu üzerime geçirip yatağa, yanına sızdım.
Arkamı ona döndüm, sırtımı göğsüne yasladım. Onun bana sarılmasını istiyordum ama o araya mesafe koyarak yatağın ucuna çekildi. Ben durur muyum? Geriye doğru iyice yanaştım, dolgun kalçamı sertçe kasıklarına bastırdım. — Hadi babacım, daha sıkı sarıl bana, üşüyorum, dedim. Babam dayanamayıp kolunu belime doladı, beni arkadan kendine doğru çekti. O sıcaklık ve arkamda hissettiğim o sert direk beni tamamen delirtti. Arkamı dönüp yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Elimi yavaşça aşağıya, eşofmanının üzerinden o deli gibi büyümüş olan aletine götürdüm. Avucumla yukarı aşağı okşamaya başladım. — Aa… Kızım dur, ne yapıyorsun sen? Yapma… diye inledi hafifçe. — Babacım, bu gece seni istiyorum. Hadi ama… Biricik kızını mutlu etmeyecek misin? — Hayır, olmaz, bu çok yanlış… — Olur olur… Başkası mı baksın bana? Başkasıyla mı yapayım? Biricik kızını başkasına mı yar edeceksin? dedim, bu kelimeler onu tamamen bitirdi.
Eşofmanının bağını çözüp elimi içeri soktum. Çıplak, damarlı, sımsıcak ve sem sert olan o kocaman yarrağı esaretinden kurtarıp dışarı çıkardım. Dokunmamla birlikte babam başını geriye doğru attı, hafifçe inledi. O devasa şeyi kavrayıp kendi bacak aramın içine aldım, şortumun üzerinden amımın tam üzerine denk getirip yukarı aşağı sürrtmeye başladım. Babam artık tamamen razı olmuştu, gözlerindeki o ahlaki engel tamamen erimiş yerini vahşi bir şehvete bırakmıştı. — Kızım… Yapmamalıyız ama… diye fısıldadı son kez. — Baba sus, konuşma, devam et hadi… dedim.
“Sen bilirsin…” dedi boğuk, hırıltılı bir sesle. O an o şefkatli baba gitti, yerine beni arzulayan yırtıcı bir erkek geldi. Belimden güçlü elleriyle kavradı, beni altına doğru alırken dudaklarıma kapandı. Vahşice, dillerimizi birbirine dolayarak öpüşmeye başladık. Öpüşürken bir eliyle şortumu tek hamlede kalçamdan aşağıya indirdi. Çıplak amımın üzerine o sıcak, zonklayan yarrağının başını dayamasıyla birlikte ağzının içine doğru yüksek sesle inledim: — Ahh… Baba… Ben halen bakireyim… Canım acır mı? Babam o devasa yarrağın başını amımın ıslak dudaklarına sürterek gözlerime baktı: — Ya… Dön arkanı o zaman, öyle yapalım, dedi. — Hayır, hayır! İlkimi sen al, sen boz beni hadi! Sapla bana babacım! diye yalvardım.
Babam belimi sıkıca kavradı ve o devasa, kalın yarrağını yavaş yavaş amımın daracık, bakire deliğine doğru itmeye başladı. Kızlık zarımın gerilmesiyle içimde müthiş bir sızı ve aynı zamanda akılalmaz bir zevk dalgası yayıldı. Hafif hafif inleyerek yatakta çırpınırken, babamın alnından süzülen terler göğsüme damlıyordu. Zevkten uçuyordum. Babam sert bir hamleyle yarrağının hepsini içime soktu; o an canımın acısıyla karışık hissettiğim o doluluk hissi beni benden aldı. İçimde o devasa sertliği hissederken, babam durmaksızın git-gel yapmaya başladı. Yatak odası, tenlerimizin birbirine çarpma sesiyle ve ikimizin karşılıklı inlemeleriyle yankılanıyordu. Beni altına alıp sertçe, acımadan, tam bir erkek gibi dakikalarca sikti. Amımın içindeki o dar duvarların yarrağını nasıl sıktığını hissettikçe daha da delirdi.
Bir süre sonra beni kucağına aldı, yarrağı hala içimde gömülüyken beni banyoya doğru taşıdı. Sıcak suyu açtı, su üzerimizden akarken ayaküstü beni banyonun soğuk duvarına yasladı. Tek bacağımı havaya kaldırıp, sırılsıklam olmuş halimizle duvara yaslayarak beni amımdan vura vura sikmeye devam etti. Kalçalarımın duvara çarpma sesi su sesine karışıyordu. Orada da tatmin olmadı; beni tekrar kucağına alıp odaya, yatağa döndürdü. Beni kucağına oturttu, üst üste pozisyon değiştirerek, bağırta bağırta, o sert ve damarlı yarrağıyla amımı sabaha kadar hunharca dövdü. Gece boyunca ev, ikimizin günahkar ve şehvet dolu çığlıklarıyla inledi; gün ağarana kadar durmaksızın birbirimizin teninde kaybolduk.


