Merhaba ben Aysu 27 yaşında yeni evli sayılan bir kadınım kocamla aram çok iyi , cinsel hayatımızda gerektiği kadar güzel ve eğlenceli ama ikimizinde beklemediği şeyler yaşandı hikayemde detaylı anlatıyorum şimdiden iyi okurlar Teşekkürler Kayıp Hikayeler Ailesi , en kolay hikaye paylaşma sitesi diyebilirim 🙂 Başlayalım
💎 Değerli Okuyucu,
Sen de hikayeni, anını veya videonu paylaşmak istiyorsan bizimle iletişime geçebilirsin.
Kardeşim derya(20) bize ziyarete gelmişti ve 3-5 gün kalacaktı , ilk gün sohbet muhabbet eğlence geçti ertesi gün hepimiz evdeydik yine ev işi sohbet derken geçiyordu ama kocam arsız oldugu için hiç rahat durmuyordu kardeşimin yanında öpüyor kalçama tokat atıyordu akşamüstü kocam banyoya girdi , biz kardeşimle mutfakta sohbet ediyorduk kocam seslendi yanına gittim duşa gel dedi yok felan desemde çekti içeriye azmış kocam dudagıma yapıştı ayakta sarıldı çırılçıplak dayadı sıkını şortun ustunden amıma opmeye başladı dudagımı benıde azdırınca karşılık verdim duvara yaslandık opusurken sortumu asağı ındırıp amıma soktu sıkını ben bagırdım bır anda sonra sussamda o sıkerken ara ara inledim bir süre devam edip kocamı durdurdum ve çıktım banyodan kardeşimin yanına dondugumde birşey belli etmesemde inlememı duymuştur net yani , salonda normal konuşurken kardeşim patlattı bir anda konuyu , “Alışamadın mı abla buyukmu geldi” -ne diyorsun ablacım anlamadım “ya inlemelerini komşular duydu beni mi yiyorsun” -sus kız ayıp deyip konuyu geçiştirdim akşam yemeği yendi çaylar içildi ben odama gittim kocamda geldi ona anlattım rahat dur kız anladı felan diye bişi oolmaz felan deyip kestirip attı beni yataga itti üstüme geldi dur ya kız görcek felan desemde dinlemedi boynumu dudagımı opmeye başladı kapı açık korkuyoırum dur felan zar zor bıraktırdım , Kocam beklenmedik bir hamle yaptı ya ne utanıyorsun karı kocayız görsün ne olacak o da katılır bize dedi , yane dıyorsun felan deyiip kızdım
Salona döndük , film izleyelim dedi kardeşim güzel hafıf erotık film şeçti kocamla ikisi izlemeye başladık , bir sahne geldi şevişme orda kardeşim ablaa dedii , eniştem seni böyle yapıyor mu dedi , herkes dondu kaldı cevap yok , kardeşim tekrar yaa hadı merak ettim ..
Kocamın dedikleri aklıma geldi ve ufak bir hamle yaptım , evet ablacım daha fena inletiyor dedim duydun ya bugun işte
yaa çok iyi abla , ee enişte ablam nasıl yatakta
Kocam zıpladı görmek istemez mısın o halde diye , utandım kızardım ama kardeşim olur demesi beni mahvetti , ve garip bir şekilde tv’yi kapatıp yatak odasına geçtik , kocaman benı yatağa alıp kardeşimin önünde soydu , ustume geldi kardeşim sessiz izlerken eli amına gidiyordu goruyordum , kocam kocaman sıkını cıkarıp bacak arama yerleşti , yavas yavas surterken her yerimi öpüp emerken ben hafif hafif inliyordum o sırada kardeşim çoktn esofmanın içine elini sokmuş okşuyordu bir an göz göze geldik ve gel gel yaptık yanıma geldi oturdu o sırada kocam sıkını amıma sokmaya başlamıştı inlemelerim artarken kardeşime yardımcı olmak için amını oksuyordum sırtını geriye yaslayıp bir taraftan ben bir taraftan kendi okşarken zevk içinde keyif surerken kocamın sıkını tamamı benim içimdeydi , bir süre oyle devam ettikten sonra kocam elini kardeşimin memesine attı çok şaşırdım ama ses etmedim onu ovup oksarken beni sıkıyordu , cesaret almış olaki kardeşime seslendi “derya sende tatmak istermisin” ben zıpladım o bakiredir yapamaz , kardeşim arkadan enişte isterim dedi ablam izin verirse kafa salladım , benden cıkıp kardeşimi domaltı gotunu opup yaladı ıslattı ve kocaman sikini kardeşimin götünden içeri soktu kardeşim inlemeye başladı an ona yaklaşıp dudagıonı opmeye başladım , ben operken kocam alıştıra alıştıra hızlanıp sikti kardeşimi kardeşim kocamın sikiyle inim inim inledi en son kocam gotune boşaldı çekti sıkını been yaalayıp temizledim. ve o geece ve sonrasi bir çok kez devam ettik 🙂
Erkek muhabbetlerinde her zaman yazılı olmayan kurallar vardır. En büyük, en delinmez kural da bellidir: Arkadaşının kız kardeşine asla o gözle bakmazsın. Defne’yi yıllardır tanıyordum. Can dostum, kardeşim dediğim adamın küçük kız kardeşiydi. Ama o küçük kız büyümüş, 18’ine basmış ve son zamanlarda bana bakarken gözlerindeki o çocuksu hayranlık yerini çok daha tehlikeli, çok daha davetkar bir kadına bırakmaya başlamıştı. Ben 22 yaşındaydım, kanım deli akıyordu ve onun o dolgun dudaklarını, mini eteklerinin altından parıldayan bacaklarını fark etmemek için kör olmam gerekirdi. Yine de kendimi tutuyordum. En azından o güne kadar.
Hafta içi bir öğleden sonraydı. Bizimkiyle dışarı çıkacaktık, arabayla kapının önüne gelip kornaya bastım ama telefon edip “Kanka iki dakika yukarı gelsene, cüzdanı arıyorum” deyince mecbur arabadan indim. Apartman dairesinin zilini çaldığımda kapıyı o açtı. Üzerinde ev haliyle giyilmiş, kalçalarını zar zor örten mini bir şort ve askılı bir bluz vardı. Göğüs uçlarının sütyensiz kumaşın altından belli belirsiz dikleştiğini gördüğümde yutkundum.
“Ooo, Berk abi? Hoş geldin,” dedi, gözlerinin içi parlayarak. “Hoş bulduk Defne. Abin yukarda mı?” dedim, gözlerimi vücudundan çekmeye çalışarak. “Yukarda, cüzdan telaşında yine. Geçsene içeri, ayakta kalma.”
İçeri geçip salondaki koltuğa oturdum. Defne de tam karşımdaki tekli koltuğa, bacak bacak üstüne atarak yerleşti. O bacak bacak üstüne atışla şortu iyice yukarı sıyrılmış, bembeyaz ve pürüzsüz uylukları tamamen gözlerimin önüne serilmişti. Sohbet etmeye başladık ama gözleri sürekli dudaklarımda ve omuzlarımda geziniyordu. “Seni de bayadır göremiyoruz abi, özlettin valla,” derken sesindeki o flörtöz tonu yakalamamak imkansızdı. Neyse ki abisi salona daldı da o gerilim o anlık bölündü.
Akşam tam anlamıyla bitip bizimkini eve bıraktığımda hava kararmıştı. Onu apartman kapısında indirirken, Defne’nin de marketten dönmüş, apartman girişinde durduğunu gördüm. Elindeki poşetle kapıda dikilmiş, doğrudan bana bakıyordu. Abisi önden içeri girerken arabanın açık camından ona doğru baktım. Göz göze geldik. Dudaklarını hafifçe ısırdı, alt dudağını parmağıyla düzeltti ve bana çok manidar bir gülücük atıp içeri girdi. Eve dönerken direksiyondaki ellerim terlemişti.
Gece yarısı saat 01:30 sularında yatakta tavanı seyrederken telefonum titredi. Ekrandaki isim kalbimin hızlanmasına yetti: Defne.
Defne: Nasılsın Abi? Berk: İyidir canım, yatmaya hazırlanıyordum. Sen? Defne: İyi abii… Şey dicem ya, yarın hiç okula gidesim yok. Bizimkilere de hayatta söyleyemem, keserler beni dksjdks Berk: Eee yani? Ben ne yapabilirim bu durumda kardeşim? 🙂 Defne: Beni sabah alsan? Okula gidiyormuş gibi çıksam evden, beni yakın bir yerden alsan. Eğer işin yoksa tabii… Seninle gezsek, baş başa takılsak olmaz mı?
Parmaklarım klavyenin üzerinde duraksadı. Bu çok tehlikeli bir oyundu ama içimdeki o arzu çoktan mantığımı gömmüştü. Yine de biraz ağırdan satmam gerekiyordu.
Berk: Yok, olmaz öyle şey. Saçmalama Defne, okuluna git sen. Defne: Yaa abii… Olur olur ne olacak sanki, kim duyacak? Çok sıkıldım zaten her şeyden. Kırma beni lütfen… Hem fena mı olur baş başa kalırız? 😉 Berk: Tamam, sabah 08:15’te okulun iki sokak arkasındaki pastanenin önünde ol. Alırım seni. Defne: Yaşasın! Harikasın abi, iyi geceler…
Sabah dediğim saatte pastanenin önüne yanaştım. Çok geçmeden ara sokaktan belirdi. Üzerinde okul forması olarak giydiği o pileli, ekoseli mini etek ve üzerine tam oturan beyaz bir gömlek vardı. Arabaya biner binmez etrafa yayılan o şekerli, kadınsı parfüm kokusu arabayı sardı.
“Günaydın abi,” dedi, eğilip yanağımdan öperken. Dudakları tenime değdiğinde içim ürperdi. “Günaydın. Bak başımıza iş açmayalım?” dedim arabayı hareket ettirirken. “Açmayız merak etme, abim hayatta uyanamaz bu saatte,” diyerek kıkırdadı.
Önce sahil kenarında sakin bir yerde kahvaltı yaptık. Ama onun gözleri sürekli üzerimdeydi. Gömleğinin üstten iki düğmesini açmıştı ve eğildikçe o dik, diri göğüslerinin çatalı tamamen meydana çıkıyordu. Kahvaltıdan sonra ne yapacağımızı düşünürken, “Hava biraz serin gibi, gel bir alışveriş merkezine gidelim, hem dolanırız hem bir şeyler içeriz” dedim.
Büyük bir AVM’nin en alt katındaki, tenha ve loş otoparkına girdik. Arabayı tenha bir köşeye, kolon arkasına park ettim. Emniyet kemerimi çözüp tam kapıyı açacakken Defne elimi tuttu.
“Abi dur… Hemen inmeyelim. Biraz arabada sohbet edelim, çok özlemişim seninle yalnız kalmayı,” dedi. Ses tonu tamamen değişmişti; artık o küçük kız çocuğu gibi değil, tamamen beni arzulayan bir kadın gibi konuşuyordu.
“Eee, anlatsın bakalım Defne hanım, neymiş dertleri?” diyerek ona doğru döndüm.
Defne cevap vermek yerine gözlerimin içine baka baka elini uzattı, vitesin üzerindeki sağ elimi kavradı. Sonra o elimi yavaşça kendi bacağına doğru indirdi. Pileli eteğinin bittiği yere, o ten rengi ince çorabının bittiği, çıplak uyluğunun başladığı o sıcak, yumuşak yere koydu elimi. Elimi onun teninde hissetmek beynime sıçrayan bir elektrik dalgası gibiydi.
Hafifçe geri çekilmeye çalışarak, “Defne… Napıyorsun sen? Saçmalama,” dedim ama sesimdeki kararsızlığı o da fark etmişti.
“Ya abi… Kimsecikler yok işte burada. Abim de duymaz, bilmez,” dedi. Ses fısıltıya dönüşmüştü. Yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı, gözleri dudaklarıma kilitlenmişti. Elimi tekrar tuttu ve bu sefer çok daha kararlı bir şekilde eteğinin altına, bacaklarının tam arasına doğru bastırdı. “Güzel değil miyim Berk? Gitmek istemiyorum okula falan… Takılalım işte.”
Bu sözler son direncimi de kırdı. “Çok güzelsin amına koyayım…” diye mırıldandım.
Defne daha fazla beklemeden öne doğru atıldı ve dudaklarıma yapıştı. O an otoparkın loşluğunda, arabanın içinde zaman durdu. Dudakları sıcacıktı, dilini hemen ağzımın içine itti. Vahşi, aç bir şekilde öpüşmeye başladık. Dudaklarımız birbirini sömürürken, eteğinin altındaki elim artık tamamen kontrolden çıkmıştı. İnce çorabının üzerinden bacaklarını sıkarak yukarı, külotunun olduğu yere doğru ilerledim.
Eteğini tamamen beline kadar sıyırdım. Altında beyaz, dantelli ince bir külot vardı ve daha şimdiden sırılsıklam olmuştu, kumaş tenine yapışmıştı. Elimi o ıslaklığın üzerine koyup parmaklarımla amının o şişkin dudaklarını külotun üzerinden okşamaya başladım. Defne ağzımın içine doğru derin bir inleme bıraktı, kalçasını parmaklarıma doğru bastırarak yukarı kaldırdı.
“Ah… Berk… Çok iyisin…” diye inildedi dudaklarımın arasında.
Daha fazla dayanamadım, parmaklarımı külotunun kenarından içeri, o çıplak, sıcacık ve sırılsıklam etin içine daldırdım. Amı adeta alev alev yanıyordu, klitorisi şişmiş ve zonkluyordu. Orta parmağımı o ıslak yarıkta yukarı aşağı sürtmeye, klitorisini dilimle oynar gibi parmağımla ezmeye başladım. Defne’nin başı arkaya doğru düştü, gözleri hafifçe kapandı, nefes alışverişleri arabayı dolduran tek ses haline geldi. Hafif hafif, kesik kesik inliyordu ve o ses beni tamamen çileden çıkarıyordu. Yaklaşık 5-10 dakika boyunca arabanın ön koltuğunda dudaklarımız kopmadan, dillerimiz birbirine dolanarak, ellerim onun o daracık, ıslak amını hoyratça okşayarak seviştik. Kürküne dokundukça daha da ıslanıyor, parmaklarımın arasında kayıyordu.
Ama burası basık ve her an birinin geçebileceği bir otoparktı. “Burada rahat edemeyiz,” dedim nefes nefese. Dudaklarımı onunkilerden ayırdım.
Defne’nin gözleri şehvetten dumanlanmıştı. “Götür beni… İstediğin yere götür abi,” dedi. Artık “abi” kelimesi bir akrabalık bağı değil, aramızdaki o yasak hazzı körükleyen kirli bir fantezi kelimesine dönüşmüştü.
Arabayı hemen çalıştırdım. AVM’den çıkıp, şehrin biraz dışındaki, ağaçlık ve kimsenin uğramadığı kör bir tali yola sürdüm. Arabayı durdurur durdurmaz kontağı kapattım. Doğrudan arka koltuğa geçtim. Defne de hiç vakit kaybetmeden eteğini tamamen yukarı sıyırıp, külotunu bacaklarından sıyırarak ön koltuktan arkaya, kucağıma doğru tırmandı.
Yüz yüze gelecek şekilde kucağıma oturdu. Çıplak, ıslak kalçaları kot pantolonumun üzerindeki sertliğe baskı yapıyordu. Tekrar öpüşmeye başladık. O buralarda çok daha rahattı. Elleri hemen kemerime gitti, düğmemi çözdü ve fermuarımı aşağı indirdi. Boxerımın içinden artık tamamen taş gibi olmuş, zonklayan aletimi kavradı. Elinin o küçük, yumuşak ayasıyla sikimi kökünden ucuna kadar sıvazlamaya başladı. Ben de ellerimi onun o yuvarlak, pürüzsüz kalçalarına indirdim. Parmaklarımı o dolgun etlerin arasına geçirip kalçasını iyice kendime doğru çektim. Benim elim onun ıslak amında, onun eli benim sertleşmiş sikimde; ikimiz de azgınlıktan kudurmuş durumdaydık.
“Berk… Dayanamıyorum artık, gir içime,” diye fısıldadı kulağıma doğru, nefesi boynumu yakıyordu.
Onu kucağımdan hafifçe yana kaydırdım ve koltuğa yüzüstü, arkası bana dönük olacak şekilde uzandırdım. O pileli okul eteği beline kadar açılmıştı, o pürüzsüz bembeyaz kalçaları ve tamamen ıslanmış olan amı arkadan bütün ihtişamıyla bana bakıyordu. İki elimle kalçalarını kavradım, parmaklarımla o dolgun etlerin arasını iyice açtım. Sikimi onun o daracık, ıslak yarıklarının arasına yerleştirdim.
Kafamı eğip sırtını, boynunu öperken, sikimin o ıslak, pembe başını amının dudaklarına yavaşça sürttüm. Defne kalçasını arkaya doğru iterek aletimi tamamen içine almak istiyordu. Kendimi daha fazla tutamadım, kalçalarından sıkıca kavrayarak yavaşça ama kararlı bir şekilde içindeki o sıcaklığa doğru gömüldüm.
“Ahhh! Berk… Çok büyük…” diye çığlık benzeri bir inleme bıraktı arabanın içine.
Amı sıcacık ve daracıktı, sikimi adeta bir eldiven gibi sıkıca sarıyordu. İçinde yavaş yavaş git-geller yapmaya başladım. Arabanın amortisörleri her hareketimizde gıcırdıyor, etlerimizin birbirine çarpma sesi loş boşlukta yankılanıyordu. Hızlandım. Kalçalarına sert tokatlar atarak, o beyaz tenin kızarmasını izleyerek arkasından pompalamaya başladım. Her darbede Defne ön koltuğun sırtlığına tutunuyor, çıldıra dönmüş bir şekilde inliyordu. “Daha sert… Berk, lütfen daha sert sik beni…” diye yalvarıyordu resmen. O kudurmuş hali beni de tamamen bitiş çizgisine yaklaştırıyordu. İçinde birkaç dakika daha deli gibi gidip geldikten sonra, sıcaklığın tam zirvesine ulaştığımı hissettim. İçine boşalmamak için kendimi son anda geriye çektim ve sikimi o daracık vajinasından hızla çıkardım. Tam arkasına, o bembeyaz, pürüzsüz kalçalarının üzerine yoğun, sıcak döllerimi fışkırttım.
Nefes nefese koltuğa çöktüm. Defne yavaşça doğruldu, arkasına dönüp kalçalarındaki o beyaz sıvılara baktı ve şeytani bir gülümsemeyle bana doğru döndü.
Hâlâ yarı sert duran ve döl bulaşmış olan sikime doğru eğildi. Hiç çekinmeden, o dolgun dudaklarını açarak sikimin ucunu ağzına aldı. Önce o ıslak başını emmeye, dilini etrafında dairesel hareketlerle gezdirmeye başladı. Gözlerini gözlerimden ayırmadan, sikimi derinlemesine ağzının içine alıp çıkarmaya, üzerindeki her damlayı yalayarak temizlemeye başladı. O ıslak dilinin ve sıcak ağzının yarattığı emiş gücüyle bir kez daha kasıldım ve kalan son damlaları da doğrudan onun dilinin üzerine, ağzının içine doğru boşalttım. Hepsini yuttu ve dudaklarını silerek bana doğru gülümsedi.
İşimiz bittiğinde ikimiz de tamamen tükenmiştik. Üstümüzü başımızı toparladık, Defne eteğini düzeltti, saçlarını aynada topladı. Arabayı tekrar çalıştırdım. Hiçbir şey olmamış gibi, sanki sıradan bir günmüş gibi biraz daha şehirde turlayıp sohbet ettik. Ama ikimiz de biliyorduk ki, artık o eski “abi-kardeş” ilişkisi tamamen geride kalmıştı. Onu okul çıkış saatine yakın bir yerde bıraktım. Arabadan inerken bana attığı o son şehvetli bakış, bunun sadece bir başlangıç olduğunun kanıtıydı.
Güneşin kavurucu sıcağı, nemin tenimi yapış yapış yapması ve içimdeki o tuhaf, yasaklı kıpırtı… Her şey ablamın (29) ve eniştemin (29) “Hadi, sensiz tadı çıkmaz” diyerek beni (21) tatil için ikna etmesiyle başladı. İtiraz etsem de o lüks yazlık ve deniz havası cazip gelmişti. Yola çıktığımızda eniştemin dikiz aynasından bana attığı o kaçamak bakışları fark etmeliydim, ama o an sadece yolun tadını çıkarıyordum.
Yazlığa varıp eşyaları yerleştirdik, kısa bir dinlenmeden sonra kendimizi sahile attık. Üzerimdeki şortu ve tişörtü çıkarıp o iddialı, siyah bikinimle kaldığımda eniştemin bakışlarının bir anlığına üzerimde asılı kaldığını hissettim. Gözleri vücudumda, kalçalarımda geziniyordu. Denize girdiğimizde ise ortam daha da ısındı. Ablam eniştemle uğraşırken, eniştem de bana takılmaya başladı. Suyun altında kazara olan o küçük temaslar, bacağıma değen eli… “Pardon baldız,” dese de gözlerindeki o hınzır pırıltı her şeyi anlatıyordu. O gece sahile karşı içilen alkoller, yapılan derin sohbetler sadece birer ön hazırlıktı.
Asıl olay ikinci günün sabahında koptu. Uyandığımda evin içinde yankılanan o tok inleme sesleriyle donup kaldım. Ablamın odasından geliyordu. Sesler o kadar netti ki, eniştemin onu altına aldığını, sertçe becerdiğini hayal etmemek imkansızdı. Utançtan mutfağa kaçtım ama kulaklarım o seste takılı kalmıştı. Bir süre sonra ablam duşa girdi, eniştem ise üzerinde sadece bir havluyla, ıslak vücuduyla salona, yanıma geldi.
“Sesler rahatsız ettiyse kusura bakma baldız, ablan bazen kendini tutamıyor,” dedi, dudak bükerek sırıttı. Kaslı göğsündeki su damlaları aşağı doğru süzülürken sadece yutkundum.
Ablam duştan çıkıp kahvaltı hazırlamaya başladığımızda, konuyu pişkinlikle açtı: “Ablacım takılma sen, karı koca arasında olur böyle şeyler, biraz fazla sesim çıkmış olabilir.” Konuyu kapattık ama havada asılı duran o cinsel gerilim her an patlamaya hazırdı.
Kahvaltıdan sonra yine denize gittik. Suya girdiğimizde eniştem iyice cıvımaya başladı. Arkamdan yaklaşıp şakasına kafamı suya bastırıyor, beni sarsıyordu. İşte o an, tam arkamda o devasa sertliği, eniştemin kocaman penisini kalçalarımın arasında hissettim. Taş gibiydi ve bikini kumaşının üzerinden bile yakıyordu. Ablamın neden o kadar bağırdığını şimdi anlamıştım; o alet gerçekten dehşet vericiydi.
Ablam içecek bir şeyler getirmek için eve gittiğinde baş başa kaldık. Eniştem iyice yakınlaştı, nefesi ensemdeydi. İçimdeki o bastırılmış “o…puluk” dürtüsü bir anda uyandı. Bile bile geri çekilmedim. Aksine, kafamı suya soktum ve suyun altında eniştemin o devasa, zonklayan sikini avuçlarımın içine aldım. Mayosunun üzerinden bile elime sığmıyordu. Kafamı sudan çıkardığımda eniştem şok içindeydi ama gözlerinden zevk okuna okuna bakıyordu. Tam o sırada ablamın sesiyle ayrılmak zorunda kaldık.
Gece olduğunda ise plan devreye girdi. Alkol masasını öyle bir kurduk ki, ablamı iyice sarhoş edip sızana kadar içirdik. Onu yatağına taşıyıp yatırdıktan sonra salona, eniştemin yanına döndüm. Sessizlik sadece nefes alışverişlerimizle bozuluyordu.
Eniştem koltuğa oturdu ve beni yanına çağırdı. Bir anda koluma asılıp beni altına, koltuğun üzerine yatırdı. Üzerime abanırken gözlerimin içine bakıyordu.
“Gündüz yarım kalan işi bitirelim mi baldız?” dedi sesi hırıldayarak.
Elinin biri hızla bacaklarımın arasına, ıslanan küloduma gitti. “Ablan uyuyor, artık sadece sen ve ben varız,” diyerek dudaklarıma yapıştı. O an artık geri dönüş yoktu; eniştemin o sertliği şimdi tenimde, içimde olmaya hazırlanıyordu. Gömleğinin düğmelerini hızla açmaya başladım, ellerim çoktan o devasa alete gitmişti bile…
“Ablan yukarda uyuyor Emre, duyarsa mahvoluruz,” diye fısıldadım ama aslında bu risk beni daha çok tahrik ediyordu.
Emre, “Şu an ablan umurumda bile değil, o denizdeki elini bitirmen lazım,” diyerek şortunu aşağı indirdi. O an karşılaştığım manzara nefesimi kesti; damarlı, kıpkırmızı ve tam kapasite sertleşmiş penisi suratımın bir karış ötesindeydi.
Ağzıma aldığım an boğazıma kadar dolduğunu hissettim. Emre saçlarımı kavrayıp kafamı sertçe ileri geri itmeye başladı, ağzımın kenarlarından sular akarken o büyük organın tadını çıkarıyordum. Ardından beni koltuğun kenarına domalttı. Arkama geçtiğinde, o devasa başlığın ıslaklığıma dayandığını hissettim.
“Hazır mısın baldız? Ablanın neden o kadar bağırdığını şimdi daha iyi anlayacaksın,” dedi ve tek bir sert hamleyle sonuna kadar içime girdi.
Acı ve zevk karışımı bir çığlık atacaktım ki elimle ağzımı kapattım. İçim yırtılıyor gibiydi ama o doluluk hissi paha biçilemezdi. Emre hiç yavaşlamadan, sanki beni ikiye bölmek istiyormuş gibi sert darbelerle gelip gitmeye başladı. Her darbede kalçalarım onun kasıklarına çarpıyor, salonun sessizliğinde sadece o etin ete çarpma sesi ve boğuk inlemelerim yankılanıyordu.
Ablam hemen üst katımızda rüyalar alemindeyken, biz salondaki o deri koltuğun üzerinde günahın ve zevkin dibine vuruyorduk. Emre beni ters çevirip bacaklarımı omuzlarına aldı, gözlerimin içine bakarak daha da derinlere ulaştı.
“Çok darsın… harikasın…” diye inledi ve en sonunda, tüm sıcaklığını ve dölünü derinlerime boşaltırken ikimiz de sarsılarak o zirveye ulaştık.
Yorgunlukla yanıma uzandığında, terden sırılsıklam olmuş bedenlerimiz birbirine yapışmıştı. Bu tatilin geri kalanı, artık ikimiz için de çok daha heyecanlı geçecekti.
Ben 1.70 boyunda 72 kg evli bir bayanım ben 28 kocam 33 yaşında ben başımdan geçen bir olayı anlatacam. Kocamla iyi bir seks hayatımız var kocamın yiğeni olduğumuz şehirde okul kazandı ve bizde kalıyor 19 yaşlarında esmer tenli ismi hakan önceleri ona bir çocuk gibi görüyordum.kocam işe gitmişti saat 10 civarında uyandım kahvaltı hazırladım hakanı uyandırmak için odasına girdim hakanın üzeri açık yarrağı kalkmış uyuyor yarrağını öyle görünce içim bi tuhaf oldu amcım sulandı resmen hemen yatak odasına geçtim üzerimi değiştirdim kısa pileli eteğimi giydim altıma kilot giymedim üzerime badi giydim ve sütyen takmadım zaten pek takmam gögüslerim dik olduğundan evde takmam sonra hakanın kapısını çaldım uyandı yüzünü yıkadı mutfağa geldi bende kahvaltı hazırlarken arasıra eğilip arkamı hakana sunuyordum hakana dönünce kızarıyordu anlamıştım göstermek istediğimi görmüştü kahvaltı yaptık kahve içelim dedim salona gçti bende kahveleri yapıp salona geçtim hakanın kahvesini verdim tam ka rşısına oturdum firikik veriyordum oturuken busırada hakannın önü kabardı birden hakan ya yenge sen don giymenmi hiç dedi bende yok evde giymem ne oldu dedim yokbişe gözüme takıldı dedi bende ne gördün dedim oda utanarak ne görmedimki dedi ben cesaret buldum ve onada cesaret vermek için hiç görmedinmi hakan dedim oda gördğmde bu kadar temiz ve güzelini görmedim dedi ben hep temiz gezerim hakan dedim oda bende yenge temiz gezerim dedi ben bacaklarımı biraz daha açtım gel daha yakından gör dedim hakan önümde diz çöktü va şeftalimi yalamaya başladı dili ile beni boşalttı sıra bendeydi ben de onunkini ağzıma aldım gerçekten tertemiz kalın ve uzundu sonra yatak odasına geçtik hakan uzandı ben üstte 69 yaptık sonra hakan beni altına aldı içime girdiğinde vajinamın enderiliklerinde hissettim sonra boşaldık birlikte ben banyoya gittim temizlendim odaya geldim ama hakaınıki daha taş gibiydi kolumdan tutup hemen ağzıma verdi ben zevkle saksafon çekerken oda boş dumayayıp arka deliğimi parmaklıyordu ben dahada zevke geliyordum sonra senin arkandan girecem dedi ben daha önce arkadan yapmadım dedim krem istedi verdim beni domalttı hem amımı hem götümü yaladı çok hoşuma gidiyordu sonra arka deliğimi kremledi ve aletini yavaşca yerleştirdi canım çok acıyordu biraz durdu acıtma dedim tamam canım derken birden hepsini soktu gözümden yaş gelmişti ama taşşaklarını hissettim biraz durdu sonra sokup çıkartmaya başladı benimde hoşuma gitmeye başladı elleride vajinamı okşurordu sonra bana elini vajinana sok çıkar dedi bende yaptım çıldırmak üzereydim ve yine ikimizde boşaldık arkama boşalmıştı ve ben bundan çok zevk almıştım.şimdi hakan 2 kocam ve inanın hakan kocamdan daha iyi sikiyor şuan çok mutluyum bu arada kocam hakan okulu burda bitirsin eğer izin verirsen dedi bende tabi canım senin yiğenin benin yiğenimdir dedim doğru beni yiyorya.
Odamın tavanındaki loş ışık, dışarıdaki dünyanın monotonluğunu sanki kapımın eşiğinde durduruyordu. Aynada kendime baktığımda gördüğüm 18 yaşındaki bu sarışın kız, herkesin bildiği “uslu” Ece’ydi. Berkay’la dışarı çıkan, üniversite sınavı stresi yaşayan, ailesinin göz bebeği olan o kız… Ama içimde, kimsenin bilmediği, sadece telefonumun parlak ekranına hapsolmuş bir başka Ece vardı.
Berkay’la ilişkimiz dışarıdan bakıldığında kusursuzdu. Kibardı, düşünceliydi; ama bir sorun vardı: Aramızdaki o ateşli olması gereken çekim, soğuk bir beton yığını gibiydi. Onun yanındayken hissettiğim tek şey şefkatti, oysa ben yakıcı bir şeyler arıyordum.
Dijital Kaçamak: Merve ile Gece Yarısı
Yatağıma uzanıp telefonumu elime aldığımda kalbim hızlanmaya başladı. Merve ile olan mesaj kutumu açtım. O, benim tek sırdaşımdı. Onunla konuşurken gerçek arzularımı gizlemek zorunda kalmıyordum.
Merve: “Yine mi o sıkıcı romantizm içindesin? Berkay seni hala bir porselen bebek gibi mi izliyor?”
Yazarken parmaklarım titriyordu.
Ben: “Öyle… Beni kırmaktan korkuyor gibi ama bilmiyor ki ben kırılmak, paramparça olmak istiyorum. Tenimin yandığını hissetmek istiyorum Merve.”
Merve: “O zaman kapat gözlerini Ece. Hayal et… Şu an yanında olduğumu, o ipek geceliğinin teninde kaydığını…”
Merve’nin yazdığı her kelime, tenimde görünmez bir elin dolaşması gibiydi. Telefonun ekranındaki ışık yüzümü ısıtırken, odanın içindeki hava aniden ağırlaşmaya, oksijen azalmaya başladı. Klavyenin tıkırtısı, odadaki tek sesti ama zihnimde çığlıklar kopuyordu.
“Üzerindeki o ince askılıyı yavaşça indirdiğini düşün…” diye yazdı Merve. O an sadece telefonun ekranına değil, kendi derinliklerime bakıyordum. Kendimi keşfetmenin verdiği o yasak haz, Berkay’ın bana verdiği tüm sözlerden daha gerçek geliyordu.
İlk Kırılma Noktası: Cansu ve O Gece
Birkaç gün sonra kuzenim Cansu ile kalmam gerektiğinde, bu gizli dünyanın sadece telefon ekranında kalmayacağını anladım. Cansu 19 yaşındaydı ve benden bir adım daha öndeydi hayata karşı. O gece aynı odada, ayrı yataklarda yatarken odadaki sessizlik bile elektrik yüklüydü.
Cansu’nun telefonunun ışığı yüzüne vuruyordu. Hızlı hızlı bir şeyler yazıyor, bazen nefesi kesiliyormuş gibi hafifçe inliyordu. Erkek arkadaşıyla sexting yaptığını anlamamak için aptal olmak gerekirdi. Onu izlediğimi fark etmiyordu. Elinin yorganın altında ritmik bir şekilde hareket ettiğini gördüğümde, boğazımın kuruduğunu hissettim.
O an, normalde hissetmem gereken o “utanç” duygusu gelmedi. Yerine, daha önce hiç tatmadığım bir merak ve cüret çöktü. Cansu başını kaldırıp göz göze geldiğimizde, ikimiz de yakalanmıştık. Ama kaçmak yerine, ikimiz de durduk.
“Ece…” dedi sesi kısık bir fısıltıyla. “Sen de hissediyor musun?”
Karanlığın içinde birbirimize doğru çekiliyorduk. O gece, ailemizin bize öğrettiği tüm o “doğru” kurallar, odanın kapısının dışında kalmıştı. Cansu ile o gece aldığımız o gizli karar, hayatımın geri kalanını değiştirecek olan o domino taşlarının ilkiydi.
Yaklaşan Fırtına: Aile ve Enişte
Eve döndüğümde hiçbir şey eskisi gibi gelmiyordu. Artık sadece kendi odamda değil, evin her köşesinde saklanan bir gizem arıyordum. Ablam Aybüke ve eniştem Ahmet bize akşam yemeğine geldiğinde, gözlerim istemsizce Ahmet’e kayıyordu.
Ahmet, o esmer ve bakımlı haliyle odadaki tüm havayı değiştiriyordu. Ablamla şakalaşırken, elleri onun belinde gezinirken, bir anlığına göz göze geldik. O bakışta, Berkay’ın o masum sevgisinden çok daha fazlası vardı. Bir meydan okuma, bir davet ya da belki de sadece benim zihnimin bana oynadığı bir oyun…
Yemekten sonra mutfağa su almak için geçtiğimde, Ahmet’in arkamdan gelip kapı pervazına yaslandığını hissettim.
“Ece, sanki bu aralar biraz değiştin sen,” dedi sesi alçak ve etkileyici bir tonda. “Gözlerinde farklı bir ışık var.”
Arkamı döndüğümde aramızdaki mesafe o kadar azdı ki, parfümünün o sert ve erkeksi kokusu ciğerlerime doldu. O an anlamıştım; bu kurgu sadece benim ve telefonumun arasında kalmayacaktı. Bu ateş, yakındaki her şeyi küle çevirene kadar büyümeye devam edecekti.
Sude, otoparkın serinliğinden ve Berkay’ın aceleci dokunuşlarından sıyrılıp eve döndüğünde, bacaklarındaki titreme henüz geçmemişti. Kapıyı kapatır kapatmaz Cansu ile göz göze geldi. Ablası, Sude’nin dağınık saçlarından ve gri taytının üzerindeki beton tozundan her şeyi bir bakışta anlamıştı.
Kız Kardeşlerin Gizli Paylaşımı
Cansu, kardeşini sessizce odasına çekti. Sude, otoparkta yaşadığı o adrenalin dolu anları, Berkay’ın ellerini ama zihninde sürekli abisi Tarık’ı canlandırdığını bir çırpıda anlattı. Cansu, kardeşinin bu itirafıyla iyice tahrik olurken, elini Sude’nin henüz soğumamış teninde gezdirmeye başladı. İki kız kardeş yatakta kısa ama yakıcı bir yakınlaşma yaşadı; Cansu’nun parmakları Sude’nin otoparktan kalan hassasiyetini bir kez daha doruğa çıkardı. Ancak Cansu için bu sadece bir başlangıçtı; vücudundaki o derin açlık, kardeşinin zevkiyle doyacak gibi değildi.
Mutfaktaki Cüretkar Davet
Biraz zaman geçip akşam çöktüğünde, evdeki tansiyon yerini sahte bir huzura bıraktı. Hatice Hanım mutfakta akşam yemeği hazırlıklarıyla uğraşırken, Cansu mutfağın kapısında beliren babası Arda Bey’e yaklaştı. Annesinin arkası dönükken, babasının kulağına doğru eğilip sadece onun duyabileceği bir sesle fısıldadı: “Gece annem uyuyunca odama gel… Yarım kalan bir hesabımız var.” Arda Bey, dün gece banyoda yaşadığı o vahşi haz patlamasının etkisiyle sadece başını sallayabildi; iradesi kızının ellerinde tamamen erimişti.
Karanlık Çökünce: Odadaki Büyük Günah
Gece yarısı olup evin ışıkları söndüğünde, Arda Bey sessiz adımlarla Cansu’nun odasına süzüldü. Cansu, yatağında sadece şeffaf bir sabahlıkla onu bekliyordu. Babası yanına uzandığı an, Cansu hiç vakit kaybetmeden örtüyü üzerlerine çekti. Cansu, babasının sertleşmiş vücuduna doğru süzüldü ve Arda Bey’in erkekliğini dudaklarının arasına alarak onu ıslak, sıcak ve derin bir zevk sarmalına sürükledi. Arda Bey, kızının bu profesyonel ve hırslı ağız hareketleri karşısında inlememek için yastığı sıkıyordu.
Tam o sırada, kapının kolu sessizce döndü. Sude, kendi odasındaki yalnızlığından ve içindeki bitmek bilmeyen arzudan kaçarak ablasının yanına sığınmak için içeri girdi. Ancak gördüğü manzara karşısında donup kaldı: Ablası, babasının üzerinde diz çökmüş, hayat boyu unutamayacağı o yasak eylemin tam merkezindeydi. Sude’nin şaşkınlıkla açılan gözleri, korkudan ziyade, bu büyük günahın bir parçası olma isteğiyle parlıyordu.
Sude, kapının eşiğinde donup kalmıştı. Odadaki yoğun şehvet kokusu ve ablasının babasının üzerinde sergilediği o ritmik, hırslı hareketler genç kızın tüm duyularını felç etmişti. Cansu, babasının erkekliğini dudaklarının arasına almış, her bir nefesinde Arda Bey’i biraz daha ahlaki sınırların ötesine taşırken, kapıdaki gölgeyi fark etti.
İzlemenin Verdiği Dehşetli Haz
Cansu, ağzındaki bu yasak zevki bozmadan gözlerini Sude’ye dikti. Bakışlarında ne bir korku ne de bir utanç vardı; aksine, kardeşini bu günahı izlemeye davet eden kışkırtıcı bir parıltı taşıyıyordu. Sude, ablasının babasına yaşattığı bu derin ve ıslak hazzı saniye saniye izlerken, bacaklarının arasından süzülen o tanıdık sıcaklığın tekrar canlandığını hissetti. Otoparkta Berkay ile yaşadığı o sığ dokunuşlar, şu an babasının ve ablasının sergilediği bu devasa gerçeğin yanında bir hiçti.
Arda Bey, kızının ağzındaki o vakumlu baskı ve Sude’nin izleyen gözleri arasında, hayatının en yoğun ikilemini yaşıyordu. Ancak Cansu’nun diliyle yaptığı o ustaca hamleler, Arda’nın beynindeki tüm mantık devrelerini yaktı. Gözlerini kapattı, yastığı daha sert sıktı ve kızının bu hırslı teslimiyetine kendini tamamen bıraktı.
Dahil Oluş: Sınırların Tamamen Yıkılışı
Sude daha fazla dayanamadı. Elini geceliğinin içine atıp kendini tatmin etmeye başladığında, Cansu bir an durdu ve babasının üzerinden kalkmadan Sude’ye eliyle “gel” işareti yaptı. Sude, hipnotize olmuş gibi yatağa doğru ilerledi ve babasının diğer yanına uzandı.
Cansu, babasının kulağına eğilerek fısıldadı: “Bak baba, küçük kızın da bizimle oynamak istiyor. Ona hayır mı diyeceksin?” Arda Bey, arzusundan kararmış gözlerini açtığında, Sude’nin de o yatağın içinde, o yasaklı ateşe ortak olmaya hazır olduğunu gördü.
Sude, babasının göğsüne yaslanıp elini Cansu’nun bıraktığı yere, babasının ateş gibi yanan tenine uzattığında; Ankara’nın sessiz gecesinde o oda, geri dönüşü olmayan bir günah mabedine dönüştü. Şimdi iki kız kardeş, babalarının üzerinde farklı rollerle ama aynı hırsla birleşmişti. Cansu babasının dudaklarına yapışırken, Sude de aşağıda ablasının başlattığı o ıslak seremoniyi kendi acemi ama aç arzusuyla devraldı. Evin koridorlarında Hatice Hanım’ın düzenli nefes sesleri yankılanırken, bu odada aile bağları yerini tamamen ilkel ve dizginlenemez bir şehvete bırakmıştı.
Arda Bey, iki kızının arasında adeta bir kapana kısılmıştı ama bu, kaçmak istediği bir kapan değildi. Yatağın üzerine çöken o yoğun dişillik kokusu, Ankara’nın boğucu sıcağından çok daha yakıcıydı. Cansu, babasının gözlerinin içine bakarak Sude’yi yanına çektiğinde, odadaki tüm tabular birer birer kırılıyordu.
Yasaklı Tenlerin Dansı
Sude, titreyen parmaklarıyla ablasının başlattığı o ıslak seremoniyi devraldığında, Cansu’nun az önce bıraktığı o sıcak ve kaygan hissi babasının teninde hissetti. Arda Bey, küçük kızının acemi ama bir o kadar da aç olan dudaklarını erkekliğinde hissettiği an, kalçaları istemsizce havaya kalktı. Sude, ablasının öğrettiği teknikleri büyük bir hırsla uygularken, Cansu boş durmuyordu. Cansu, babasının üzerine tamamen abanmış, göğüslerini babasının yüzüne bastırarak ona nefes alacak alan bırakmıyordu.
“Hissediyor musun baba?” diye fısıldadı Cansu, babasının kulağını hırsla ısırırken. “Sude’nin ne kadar istekli olduğunu görüyorsun değil mi? Senin kanından, senin canından iki kadın şu an sadece seni doyurmak için burada.”
Doruk Noktasına Doğru
Arda Bey, Sude’nin ıslak ve vakumlu ağız hareketleri ile Cansu’nun yukarıdan yaptığı baskı arasında adeta benliğini yitiriyordu. Sude, her hamlesinde biraz daha derinleşiyor, babasının erkekliğini boğazına kadar alırken gözlerinden yaşlar geliyordu ama hazzın verdiği o ilkel dürtü durmasına izin vermiyordu. Cansu ise babasının ellerini tutup Sude’nin kalçalarına yerleştirdi. “Sık onları baba, canını yakacak kadar sık. O senin kızın, ona istediğini yapabilirsin,” diyerek babasının içindeki o bastırılmış canavarı tamamen serbest bıraktı.
Arda’nın elleri, Sude’nin incecik belinden aşağı süzülüp diri kalçalarına sertçe gömüldüğünde, odada tenlerin birbirine çarpma sesi ve boğuk iniltiler yankılandı. Cansu, babasının bu sertleşen tavrıyla iyice coşarak kendi parmaklarını Sude’nin ıslaklığının içine gönderdi. Şimdi yatağın ortasında, babasının gövdesi üzerinde iki kız kardeş birbirlerine ve babalarına kenetlenmiş, ahlakın bittiği ve sadece vahşi şehvetin hüküm sürdüğü o noktaya ulaşmışlardı.
Adrenalin ve Patlama
Kapının hemen ardındaki sessiz koridorda Hatice Hanım’ın derin uyku sesleri duyulurken, odanın içindeki ritim hızlanıyordu. Sude, babasının içindeki o birikmiş enerjinin patlamak üzere olduğunu hissettiğinde daha da hızlandı. Arda Bey, iki kızının elleri, dudakları ve vücutları arasında ezilirken, tüm iradesini o ıslak ve sıcak karanlığın içine bıraktı. Patlama anı geldiğinde, Cansu babasının dudaklarına yapışarak onun haykırışını yuttu, Sude ise babasının içindeki tüm o yasaklı mirası büyük bir sadakatle kabul etti.
Oda, ağır bir sessizliğe ve ter kokusuna büründüğünde; Ankara’nın bu 4+1 dairesinde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Üç beden, birbirine dolanmış halde soluklanırken, bu karanlık sırrın onları birbirine ömür boyu bağlayan en güçlü zincir olduğunu biliyorlardı.
Odadaki ağır şehvet ve ter kokusu, banyonun buharını aratmayacak kadar yoğundu. Arda Bey, hayatı boyunca hissetmediği o muazzam boşalmanın ardından yatağın ortasında adeta bir enkaz gibi yatıyordu. İki yanındaki kızları, Cansu ve Sude, babalarının gövdesine dolanmış halde soluklanırken, bu sessiz odada sadece hızla çarpan üç kalbin ritmi duyuluyordu.
Gecenin Son Perdesi ve Sessiz Ayrılış
Cansu, babasının alnındaki ter damlalarını parmak ucuyla sildi. Gözlerinde, istediğini elde etmiş olmanın verdiği o sinsi ve tatmin olmuş parıltı vardı. Doğrularak yatağın kenarına oturdu ve darmadağın olmuş sabahlığını omuzlarına çekti. Bakışlarını Sude’ye çevirdi; küçük kardeşinin yüzünde, az önce tattığı o yasaklı hazdan kalan şaşkın ve mest olmuş bir ifade vardı.
“Artık gitmelisiniz,” diye fısıldadı Cansu. Sesi, bir komutanın emri kadar kesin ama bir o kadar da yumuşaktı. “Annem uyanmadan her şey eski yerine dönmeli.”
Arda Bey, sanki bir büyüden uyanıyormuş gibi yavaşça doğruldu. Bakışlarını önce Cansu’ya, sonra da diğer yanındaki Sude’ye çevirdi. Bu odada yaşananlar, Ankara’nın bu sıradan apartman dairesinin duvarları arasına gömülecek en büyük sırdı. Arda, hiçbir şey söylemeden Sude’nin elinden tuttu ve onu yavaşça yataktan kaldırdı. Sude, ablasına son bir kez minnet ve suçluluk karışımı bir bakış atarak babasının peşinden kapıya yöneldi.
Herkes Kendi Karanlığına
Koridorun karanlığında, baba ve kız çıplak ayaklarıyla zemin üzerinde en ufak bir ses çıkarmadan süzüldüler. Arda Bey, Sude’yi kendi odasının kapısına kadar götürdü. Kapı eşiğinde durduklarında, Sude babasının elini bir kez daha sıktı; bu, aralarındaki yeni ve karanlık bağın mühürlenmesiydi. Sude sessizce odasına girip kapıyı kilitlediğinde, Arda Bey de ağır adımlarla karısı Hatice’nin yanına, ebeveyn yatak odasına döndü.
Cansu ise kendi odasında, yatağın hala sıcak olan merkezinde tek başına kalmıştı. Arkasına yaslanıp karanlığı izlerken, evin içinde kurduğu bu yeni düzenin keyfini sürüyordu. Babası ve kardeşi artık onun çizdiği bu cinsel labirentin birer parçasıydı. Üzerindeki sabahlığın iplerini sıkıca bağladı, gözlerini kapattı ve evin üzerine çöken o tekinsiz sessizliğin içinde, yarın başlayacak yeni oyunların hayaliyle derin bir uykuya daldı.








