Bölüm 2 : Sınırların Ötesinde Bir Gün
Ankara’nın bozkır sıcağı, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte 4+1 dairenin pencerelerinden içeri süzülmeye başlamıştı. Gece yaşanan o sessiz yakınlaşma, Tarık ve Sude’nin zihinlerinde asılı kalmış bir sır gibi duruyordu. Ancak hayatın rutini, bu yasaklı çekimi gölgelemek zorundaydı. Kahvaltı telaşı, babanın işe gitmesi ve annenin günlük planları arasında Sude, çantasını kapıp okulun yolunu tuttu. Kalbinde abisinin dokunuşunun bıraktığı o garip sızı, teninde ise hala o gecenin ürpertisi vardı.
Okulda Terli Bir Öğleden Sonra
Öğleden sonraki beden eğitimi dersi, Sude için fiziksel bir sınavdan fazlasına dönüşmüştü. Üzerindeki gri, vücudunu bir deri gibi saran yapışkan taytı ve kısa spor büstiyeri, Z kuşağına has o iddialı ve rahat tarzın zirvesiydi. Voleybol sahasında her sıçrayışında, her smaç vurduğunda taytın kumaşı kalçalarının hatlarını milimetrik bir hassasiyetle ortaya çıkarıyordu. Ter, göğüs arasından aşağı süzülürken Sude, etraftaki bakışların farkındaydı ama zihninde sadece abisi Tarık vardı.
Ders bitiminde eşyalarını toplayıp okulun bahçesinden çıkacakken, sınıfın popüler ve biraz da girişken tipi Berkay ile karşılaştı.
“Sude! Çok iyi oynadın, izlerken nefesim kesildi,” dedi Berkay, gözlerini Sude’nin gri taytından bir an olsun ayırmadan.
Sude, terli saçlarını düzelterek gülümsedi. “Sağ ol Berkay, yorucu bir dersti.”
“Hadi gel, okulun hemen yanındaki parkta biraz soluklanalım. Sana bir soğuk içecek ısmarlayayım,” diye teklif etti Berkay. Sude, eve gitmeden önce biraz kafa dağıtmanın iyi geleceğini düşünerek kabul etti.
Parktaki Tehlikeli Oyun
Parkın en kuytu köşesindeki ahşap banka oturduklarında, Berkay’ın niyeti kısa sürede belli oldu. Sohbet başta sıradan ilerlese de Berkay, Sude’ye doğru iyice sokuldu. Sude’nin taytı, oturduğu yerde iyice gerilmiş, bacaklarının tüm kıvrımını sergiliyordu. Berkay, cesaretini toplayıp elini Sude’nin o pürüzsüz gri taytla kaplı bacağına attı.
Sude önce donup kaldı. Berkay’ın eli, taytın üzerinden sıcaklığını hissettiriyordu. Sude tepki vermeyince, Berkay bunu bir davet sandı. Parmakları bacağının iç kısmına, kasıklarına doğru yavaşça tırmanmaya başladı. Sude’nin içinde bir çatışma vardı; abisiyle yaşadığı o gergin gece, vücudunu bir arzu makinesine çevirmişti. Berkay’ın eli tam bacak arasına yerleştiğinde ve kadınlığını taytın üzerinden hafifçe baskı yaparak okşamaya başladığında, Sude’nin nefesi kesildi.
Zevk, korkuyla karışık bir şekilde kasıklarına yayıldı. Berkay, taytın kumaşı üzerinden ritmik hareketlerle Sude’yi uyardıkça, Sude’nin vücudu istemsizce ona doğru kavis çizdi. Ancak bir anlık mantık ışığı zihninde çaktı. Burası bir parktı, herkes görebilirdi ve daha da önemlisi, Berkay abisi değildi.
“Berkay… Dur,” dedi Sude, bir anda kendini geri çekerek. Sesi titriyordu. “Lütfen, bu fazla oldu. Bir daha yapma.”
Berkay şaşkınlıkla geri çekilirken, Sude hızla ayağa kalktı. Kasıklarındaki o ıslaklık hissi, taytın açık gri renginde belli olur diye dehşete düştü. Hemen okul bluzunu beline bağlayarak o bölgeyi kamufle etti. “Gitmem lazım,” dedi ve arkasına bakmadan eve doğru koşturdu.
Mutfaktaki Gergin Hazırlık
Eve girdiğinde içerideki sessizlik ona iyi gelmişti. Odasına çıkıp duş almadan önce, hala üzerinde olan o gri taytı ve büstiyeriyle abisinin odasına uğradı. Tarık, bilgisayar başında çalışıyordu. Sude, sanki parkta hiçbir şey olmamış gibi abisinin arkasından dolanıp boynuna sarıldı ve yanağına sıcak bir öpücük kondurdu.
“Hoş geldin ufaklık,” dedi Tarık, Sude’nin terli ve şekerli kokusu burnuna dolarken. Bakışları Sude’nin belindeki bluzun nedenine takılsa da bir şey sormadı.
Sude mutfağa inip bir şeyler hazırlamaya başladı. Kısa süre sonra Tarık da yanına geldi. “Yardım lazım mı?” diye sordu. Birlikte yemek hazırlarken, mutfağın dar alanında sürekli birbirlerine çarpıyorlardı. Sude, salata yaparken Tarık arkasından tuzu almak için uzandığında, göğsü Sude’nin çıplak sırtına değdi. Sude bu sefer geri kaçmadı. Aksine, omuzlarını geriye vererek abisinin sert gövdesine iyice yaslandı. Berkay’ın dokunuşu iğretiyken, Tarık’ın bu kazara teması onu yakıyordu.
O sırada kapı açıldı ve Cansu, yorgunluktan bitap düşmüş bir halde içeri girdi. “Ölüyorum! Bu Ankara’nın trafiği de sıcağı da bitsin artık!” diyerek çantasını fırlattı. Mutfağa girdiğinde masadaki yemeği görünce gözleri parladı. “Oo, harikasınız!”
Cansu, sıcaktan o kadar bunalmıştı ki, hiç çekinmeden ipek gömleğinin düğmelerini tek tek çözmeye başladı. “Tarık, sakın bakma demiyorum çünkü zaten bakıyorsun,” diyerek güldü ve gömleğini çıkarıp sadece ten rengi, göğüslerini dik gösteren sütyeniyle masaya oturdu. Tarık, ablasının bu cüretkarlığı karşısında yutkunsa da gözlerini alamadı.
Kısa süre sonra Hatice Hanım da mutfağa geldi. “Neler oluyor burada?” diyecekken Cansu’nun halini gördü. “Kızım, bu ne hal?”
Cansu, “Anneciğim yanıyorum, evdeyiz işte kim görecek? Tarık yabancı mı?” diye karşılık verdi. Hatice bir süre sonra kızına hak verdi. Kendi üzerindeki tişört de terden sırılsıklam olmuştu. “Haklısın valla, insan evinde de rahat edemeyecekse nerede edecek?” diyerek o da üzerindeki ince tişörtü çıkartıp kenara bıraktı. Atletinin altından belli olan çekici hatlarıyla koltuğa yayıldı. “Sude, annem bir soğuk su ver de kendime geleyim.”
Tarık, annesinin ve iki kız kardeşinin bu yarı çıplak, rahat halleri arasında ne yapacağını şaşırmıştı. Evin içi adeta bir arzu tapınağına dönüşmüştü.
Gece Yarısı: Sesler ve Sırlar
Akşam yemeği babanın gelişiyle normal bir havada yenmiş, ardından herkes odasına çekilmişti. Ancak Cansu için gece yeni başlıyordu. Yatağında uzanırken, internetten tanıştığı ve bir süredir konuştuğu o gizemli erkekle mesajlaşmaya başladı.
[01:14] Hakan: Şu an ne üzerindesin?
[01:15] Cansu: Sadece az önce masada oturduğum o ten rengi sütyen… Ve hiçbir şey.
[01:16] Hakan: Dokun kendine… Benim yerime. Göğüs uçlarının sertleştiğini hayal ediyorum.
[01:17] Cansu: Zaten sertler… Sıcaktan mı yoksa senin kelimelerinden mi bilmiyorum. Elim şu an dantelin üzerinde…
Cansu, mesajlaştıkça kendini kaybediyordu. Bir elinde telefon, diğer eliyle vücudunda geziniyordu. Dudaklarından dökülen hafif inlemeler, koridorun sessizliğinde yankılanmaya başladı.
Sude, odasından su almak için çıktığında ablasının odasından gelen o boğuk ve şehvetli sesleri duydu. Kapı aralıktı. İçeriye bir göz attığında ablasının kendini tatmin ettiğini ve telefonla sexting yaptığını gördü. Cansu, kapının sesine irkilerek baktı ama saklanmadı.
“Sude?” dedi nefes nefese. “Gelsene… Utanma.”
Sude yatağın kenarına ilişti. “Abla… Ne yapıyorsun?”
Cansu, telefonu kenara bırakıp Sude’nin elini tuttu. “Bu bir ihtiyaç Sude. Vücudun sana oyunlar oynadığında onu rahatlatman gerekir. Sen hiç… hissetmiyor musun?”
Sude, o an Berkay’ın parktaki dokunuşunu ve abisinin mutfaktaki sıcaklığını düşündü. “Hissediyorum abla… Çok fazla.”
Cansu, Sude’nin saçlarını okşadı. “O zaman korkma. Bu evde sırlar paylaşıldıkça azalır, arzular paylaşıldıkça çoğalır.”
Sude, ablasının yanından ayrılıp odasına döndüğünde artık eski Sude değildi. Kapılar bir kez açılmıştı ve sabah olduğunda, Ankara’nın bu 4+1 dairesinde hiçbir bağ eskisi kadar masum kalmayacaktı.
evin içinde alışıldık bir cumartesi sabahı mahmurluğu vardı. Kahvaltı masası, Hatice Hanım’ın özenle hazırladığı yöresel lezzetlerle doluydu ama masadaki enerji her zamankinden farklıydı. Cansu’nun geceki kaçamağından kalan o uykulu ama tatmin olmuş bakışları, Sude’nin parkta yaşadığı gerilim ve Tarık’ın mutfakta kardeşlerinin yarı çıplak halleriyle sarsılan zihni… Hepsi aynı masada, sessiz bir anlaşmanın parçası gibi oturuyorlardı.
Baba Arda, zeytininden bir çatal alırken, “Ben bugün biraz dışarı çıkacağım, şu emlak işleri için bir iki görüşmem var,” dedi. Hatice Hanım da ona eşlik ederek, “Ben de o sırada evi bir güzel elden geçireyim, temizlik yapmam lazım. Çocuklar, siz de odalarınızı toplayın,” diye ekledi.
Tarık, hızlıca kahvaltısını bitirip odasına çekildi; bitirmesi gereken acil bir yazılım projesi vardı. Cansu ve Sude de annelerinin talimatıyla odalarına dağıldılar. Evin içinde elektrikli süpürgenin monoton sesi yankılanmaya başlarken, her kapının ardında farklı bir dünya kuruluyordu.
Sude’nin Gizli Dünyası
Sude, odasının kapısını usulca kilitledi. Dışarıda annesinin temizlik sesleri, diğer odada abisinin klavye tıkırtıları varken bu durum ona inanılmaz bir adrenalin veriyordu. Üzerindeki mini şortu ve dar büstiyeri fırlatıp attı; üzerinde sadece okuldan beri üzerinde olan o ince, artık iyice teninin kokusuyla bütünleşmiş pembe çamaşırı kalmıştı.
Yatağın soğuk çarşaflarına sırtüstü uzandı. Gözlerini kapattığında zihninde sahneler birbirine karışıyordu: Berkay’ın parktaki o kaba ama uyarıcı dokunuşu, ablası Cansu’nun geceki inlemeleri ve en çok da abisi Tarık’ın mutfaktaki o sert, korumacı ama arzulu gövdesinin sırtına teması…
Elleri kendiliğinden vücudunda gezinmeye başladı. Parmak uçları, düz karnından aşağıya, çamaşırının dantelli kenarına doğru indi. “Abi…” diye fısıldadı karanlıkta. Dün gece abisinin odasında içtiği o suyun serinliğini değil, elinin sıcaklığını hayal ediyordu. Parmakları, pembe kumaşın üzerinden kadınlığının o hassas noktasına baskı yapmaya başladığında vücudu bir yay gibi gerildi.
Zevk, kasıklarından tüm bedenine bir elektrik dalgası gibi yayılıyordu. Sude, kendi kendine dokundukça, aslında abisinin elinin orada olduğunu düşlüyordu. Nefesi sıklaşmış, dudaklarından kaçan küçük hıçkırıklar yastığa gömülmüştü. Tam o anlarda, koridorda süpürge sesi kesildi. Ev bir anda ölüm sessizliğine büründü.
Tarık’ın Sessiz İzleyişi
Tarık, konsantre olamıyordu. Zihni sürekli Sude’nin odasına, o aralık bıraktığı kapıya ve gece attığı mesajlara gidiyordu. “Eğer çok susarsan… benim odama da bir bardak su getirir misin?” cümlesi beyninde yankılanıyordu.
Ayağa kalktı, mutfağa su içmeye gidiyormuş gibi yaptı. Sude’nin odasının önünden geçerken duraksadı. Kapı kilitliydi ama içeriden gelen o çok hafif, kesik kesik nefes seslerini duyabiliyordu. Tarık’ın kanı damarlarında çekilirken, erkekliği çoktan kumaşı zorlamaya başlamıştı. Kardeşinin içeride ne yaptığını adı gibi biliyordu.
Tam o sırada, annesinin sesi banyonun oradan duyuldu: “Tarık! Odandaki kirli sepetini boşaltıp banyoya getirir misin oğlum?”
Tarık, irkilerek kendine geldi. “Tamam anne, geliyorum!” dedi ama gözleri hala Sude’nin kapısındaydı.
Tarık, annesinin seslenişiyle irkilerek o kapının önünden uzaklaşmak zorunda kalsa da aklı Sude’nin kilitli kapısının ardında kalmıştı. Kirli sepetini banyoya bırakırken, zihninde yankılanan o hafif nefes sesleri, damarlarındaki arzuyu daha da körüklüyordu.