KH Kayıp Hikayeler Gerçek Hikayeler • Gerçek Hayatlar
KH MAX

SON

Akşam yemeği için Hatice Hanım ve Arda Bey eve döndüğünde, masada sanki hiçbir şey olmamış gibi bir aile tablosu kuruldu. Ancak Sude, abisinin gözlerine bakamıyor; Tarık ise her fırsatta Sude’nin terli şakaklarını ve titreyen ellerini izliyordu. Yemekten sonra Arda Bey, yorgun olduğunu söyleyerek Hatice Hanım ile erkenden odasına çekildi.

Gece yarısına doğru evin içindeki sessizlik, koridordan gelen ebeveynlerinin odasındaki ritmik seslerle bozuldu. Tarık, odasında tavanı izlerken bu seslerin yarattığı baskıyla yerinden fırladı. Boğazı kurumuştu, kanı damarlarında kaynıyordu. Daha fazla duramadı ve Sude’nin odasına yöneldi.

Sude’nin Odasındaki Çatışma

Tarık kapıyı hafifçe tıkladığında, Sude’nin “Gel” dediğini duydu. İçeri girdiğinde Sude, yatağında ince askılı bir büstiyerle oturuyordu. Tarık yanına oturup “Sıkıldım, yanına gelmek istedim” dese de bakışları Sude’nin çıplak omuzlarında geziniyordu.

“Abi, yapma…” dedi Sude, Tarık’ın eli ensesine dokunduğunda. Bir anlık korku ve vicdan azabıyla abisinden vazgeçmek istediğini hissetti. “Odana dön lütfen.”

Tarık, bu ani reddedişle sarsılarak odadan çıktı. Tam o sırada Cansu, koridorda belirdi. Tarık’ın odasına girdiğini gördükten sonra Sude’nin yanına gitti. Sude, gözyaşları içinde ablasına her şeyi anlattı; hem abisini istediğini hem de bu durumun onu mahvettiğini söyledi.

Cansu, kardeşine yaklaşarak onu sakinleştirmeye başladı. “Sadece rahatla Sude,” diye fısıldadı ve elini kardeşinin bacağına koydu. Sude’yi cinsel anlamda bir kez daha doruklara çıkarıp onu derin bir sessizliğe ve rahatlamaya gömdükten sonra odadan çıktı.

Koridordaki Şok Karşılaşma

Cansu, elini yüzünü yıkamak için lavaboya yöneldi. Çıktığında, mutfağa su almaya giderken babası Arda Bey ile karşılaştı. Babası, annesiyle yaşadığı ilişkiden yeni çıkmış, vücudu hala bu anın etkisindeydi; şortunun altındaki belirginlik Cansu’nun gözünden kaçmadı.

Mutfakta su doldururken babası da arkasından geçti. Dar alanda yaşanan o anlık sürtünme, Cansu’nun tüm vücudunu titretti. Babası bir şey fark etmemiş gibi odasına dönerken, Cansu mutfağın karanlığında soluk soluğa kaldı. O an hissettiği o tekinsiz haz, onu kendi odasına kaçmaya zorladı.

O gece, Ankara’nın bozkır sıcağı yerini karanlık fantezilere bırakırken, Cansu yatağında kendini tatmin ederek bu karmaşık duyguların içinde uykuya daldı. Evin içindeki tüm sınırlar artık geri dönülemez şekilde bulanıklaşmıştı.

Ankara’nın boğucu sıcağı gece yarısını çoktan geçmiş olsa da, evin içindeki hararet düşmek bilmiyordu. Cansu, mutfaktaki o tesadüfi temasın ardından kalbinde yankılanan ritimle yerinde duramıyordu. Babasının odasına doğru yürüdüğünü görünce, sanki görünmez bir ip tarafından çekiliyormuş gibi peşinden gitti.

Koridordaki Tehlikeli Oyun

Arda Bey odasına girmek üzereyken, Cansu arkasından yaklaşıp kollarını babasının beline doladı. “İyi geceler babacım,” diye fısıldadı. Görünürde masum bir kız çocuğu sarılması gibiydi ama Cansu göğüslerini babasının sırtına iyice bastırıyor, siyah sabahlığının arasından sızan ten sıcaklığını ona aktarmaya çalışıyordu. Arda Bey, kızının bu ani sevgi gösterisini sadece “duygusal bir an” olarak algıladı, oysa Cansu’nun parmakları babasının şortunun bel kısmında tehlikeli bir şekilde geziniyordu.

Cansu, babasının kulağına doğru eğilerek o cüretkar teklifi yaptı: “Baba, çok terledim, duşa gireceğim ama kollarım çok ağrıyor… Sırtımı keselemem için bana yardım eder misin?”

Arda Bey, bir an duraksadı. Zihninde babalık korumacılığı ile az önce Hatice Hanım’la yaşadığı anların getirdiği fiziksel yorgunluk çarpıştı. “Olmaz öyle şey kızım, hadi git yat uyu,” diyerek nazikçe ama kesin bir dille onu reddetti ve odasına girdi.

Anahtar Deliğindeki Sır

Cansu, reddedilmenin verdiği buruklukla ama içindeki ateşin daha da harlanmasıyla odasına dönmek yerine ebeveynlerinin kapısında kaldı. Dizlerinin üzerine çöküp anahtar deliğine gözünü yaklaştırdı. İçeride, anne ve babasının o doymuş ama hala birbirine kenetli hallerini izlerken, kendi vücudundaki karıncalanma dayanılmaz bir boyuta ulaştı. Hatice Hanım’ın babasına olan her dokunuşu, Cansu’nun zihninde kendisine yapılıyormuş gibi yankılanıyordu.

Salondaki Bekleyiş

İçerideki sesler durulunca, Cansu babasının birazdan rahatlamak için duşa gideceğini biliyordu. Sessizce salona geçti ve geniş koltuğa uzandı. Üzerindeki sabahlığı iyice gevşetti, bacaklarını koltuğun kenarından sarkıtarak beklemeye başladı. Evde hüküm süren o “Tehlikeli Sessizlik”, her an patlamaya hazır bir volkan gibiydi.

Sude ve Tarık’ın odasından gelen hafif fısıltılar, mutfaktaki buzdolabının vınlaması ve babasının odasından gelecek o kapı açılma sesi… Cansu, karanlığın içinde avını bekleyen bir avcı gibi pusudaydı. Babasının duşa giden ayak seslerini duyduğu an, bu evin tüm yasakları bir kez daha çiğnenmek üzere yeniden yazılacaktı.

Salondaki loş ışıkta bekleyen Cansu, ebeveynlerinin odasının kapısının usulca açıldığını duyduğunda yerinden ok gibi fırladı. Babası Arda Bey, üzerinde sadece bir havluyla koridorun karanlığında banyoya doğru ilerliyordu. Cansu, çıplak ayaklarının zeminde çıkardığı sessiz ama kararlı adımlarla arkasından yetişti.

Banyonun Buharlı Sırrı

Tam banyo kapısının eşiğinde, babasının koluna dokundu. Arda Bey irkilerek arkasına döndüğünde, Cansu’nun gözlerindeki o karanlık ve kararlı parıltıyı gördü. “Babaa…” diye seslendi, sesi bir çocuk edasından ziyade, derin bir davet taşıyordu. “Bensiz mi gidiyorsun?”

Arda Bey ne olduğunu anlayamadan, Cansu babasının elini sıkıca kavradı ve onu banyonun içine doğru çekti. İçerideki hava, dışarıdaki Ankara sıcağından daha yoğundu. Cansu kapıyı arkalarından kilitledi; bu ses, evdeki tüm ahlaki sınırların dışarıda kaldığının tescili gibi yankılandı.

Dizginlenemeyen Arzu

Cansu, babasını duş kabinine doğru sürüklerken üzerindeki ipek sabahlığı omuzlarından aşağı bıraktı. Siyah dantelli iç çamaşırlarının altındaki teni, banyonun buharlı ışığında parlıyordu. “Sana yardım etmemi istememiştin ama ben kendime engel olamıyorum,” dedi. Suyu sonuna kadar açtı; şelale gibi akan suyun sesi, evin geri kalanındaki her türlü şüpheyi örtecek bir kalkan oluşturdu.

Arda Bey, başlangıçta otoritesini korumaya çalışsa da, Cansu’nun ıslak teninin kendi tenine değmesiyle iradesinin kırıldığını hissetti. Cansu, babasının elini tutarak kendi vücudunda gezdirmeye başladı. “Hissediyor musun baba? Bu sadece sıcağın ateşi değil,” diye fısıldadı.

Tehlikeli Yakınlaşma

Banyonun buharları arasında, baba ve kız arasındaki o sarsılmaz hiyerarşi yerini ilkel bir çekime bıraktı. Arda Bey, kızının bu cüretkar ve kontrolsüz arzusu karşısında ilk kez savunmasız kalmıştı. Cansu, suyun altında babasına iyice sokulurken, koridorun hemen ötesindeki odalarda Tarık ve Sude’nin kendi gizli dünyalarında olduklarını bilmenin verdiği adrenalinle titriyordu.

Banyonun buharlı ve dar alanında, su sesleri Arda Bey ve Cansu arasındaki tüm yasak kelimeleri örterken; koridorun her bir kapısının ardında, Ankara’nın boğucu sıcağını şehvete çeviren ayrı bir dünya yaşanıyordu.

Banyoda İradenin Çöküşü

Sıcak suyun buharı görüşü kısıtlarken, Arda Bey’in üzerindeki havlu çoktan ıslak zemine düşmüştü. Cansu, tamamen şeffaflaşan siyah dantellerinin üzerinden babasının ellerini yakalayıp kendi diri kalçalarına yerleştirdi. “Sırtımı keselemene gerek yok baba,” diye fısıldadı, sesi suyun şırıltısına karışan boğuk bir inilti gibiydi. “Sadece ellerinin sıcaklığını hissetmek istiyorum.”

Arda Bey, yıllarca inşa ettiği otoritesinin kızının bu ıslak ve teslim olmuş vücudu karşısında eriyip gittiğini hissediyordu. Parmakları, suyun kayganlaştırdığı o pürüzsüz ten üzerinde kontrolden çıkarak geziniyordu. Cansu arkasını dönüp babasının geniş göğsüne yaslandığında, kalçalarını babasının uyanan erkekliğine ritmik bir şekilde sürttü. Arda’nın boğazından hayvansı bir hırıltı yükselirken, elleri Cansu’nun belini bir mengene gibi kavradı. Her bir dokunuş, banyonun fayanslarında şehvet dolu bir yankı bırakıyordu.


Ayrı Odalarda Kesişen Günahlar

Banyodaki bu fırtınadan habersiz olan ama aynı ateşle kavrulan Tarık ve Sude, kendi odalarında bu yasak gecenin birer parçası haline gelmişlerdi.

  • Tarık’ın Odasındaki Hırs: Tarık, yatağında çıplak bir halde tavanı izliyordu. Zihni, Sude’nin az önce onu kapıdan geri çevirişinin hırsıyla doluydu. Kendi vücudunda gezinen elleri, kardeşinin yumuşak tenini hayal ederek her dokunuşta daha da sertleşiyordu. Koridordan gelen boğuk su seslerini duydukça hayal gücü daha da karanlık bir hal alıyor; Sude’nin o an yanında olmamasının acısını kendi kendine yaşattığı yoğun hazla çıkarıyordu.

  • Sude’nin Odasındaki Uyanış: Sude ise odasında kapıyı kilitlemiş, çarşaflarına sarılmıştı. Abisini geri göndermişti ama vücudu hala ablasının ona öğrettiği o yakıcı zevkin etkisindeydi. Parmakları kendiliğinden pembe çamaşırının içine kayarken, bir kulağı koridordaki sessizlikteydi. Banyodan gelen o ritmik su seslerini ve abisinin odasındaki mutlak sessizliği dinledikçe, korkusu yerini dizginlenemez bir arzuya bırakıyordu. Abisinin ellerini kendi üzerinde düşleyerek, o 4+1 dairenin içinde tek başına ama tüm ailesiyle paylaştığı o büyük günahın içine düşüyordu.


Gecenin Sonu ve Başlangıcı

Ankara’nın bu dairesinde o gece, her kapının ardında farklı bir yasak yaşanıyordu. Banyonun buharlı duvarları arasında Arda Bey ve Cansu tüm sınırları yıkıp tek bir bedene dönüşürken; Tarık ve Sude kendi odalarında, kendi elleriyle aynı karanlık rüyanın peşinden gidiyordu. Şafak sökerken, bu evde artık hiçbir bağ eski masumiyetini taşımayacak; her nefes, paylaşılan bu ortak ve karanlık sırrın ağırlığıyla alınacaktı.

1. Bölüm: Cumartesi Sessizliği ve Gizli Arzular

İstanbul’un puslu Cumartesi sabahı, Bahar için her zamanki gibi neşeli bir aile kahvaltısıyla başlamıştı. Sofrada annesi Emine Hanım’ın taze poğaçaları, babası Mustafa Bey’in gazete eşliğindeki yorumları ve abisi Furkan’ın iş hayatından anlattığı kısa anekdotlar vardı. Bahar, abisine bakarken onun beyaz gömleğinin altındaki omuz yapısını inceliyor, Furkan’ın bir kardeşi sevmekten öteye geçmeyen masum bakışları altında kendi içindeki o yoğun, tanımlayamadığı duyguları gizlemeye çalışıyordu.

Odadaki Kıvılcım

Kahvaltı sonrası Bahar odasına çekildi. Telefonuna düşen bildirimler, arkadaş grubundaki hararetli sohbetler zihnini dağıtmaya yetmiyordu. Yakın arkadaşı Sude’den gelen o cesur fotoğraf, Bahar’ın içindeki uyuyan devi uyandırmıştı. Telefonun ekranına bakarken vücudunda yayılan o ani sıcaklık, yatağının içinde huzursuzca kıpırdanmasına neden oldu. Rahatlamak yerine daha da gerilen sinirleri, onu bir plan yapmaya itti.

Aynanın karşısına geçti. Üzerindeki salaş kıyafetleri çıkarıp, vücut hatlarını cesurca sergileyen dar, kısa bir şort ve beyaz, hafif şeffaf bir crop giydi. Aynadaki yansımasına bakarken dudaklarını ısırdı; bugün evdeki o “küçük kız kardeş” imajını kırmak istiyordu.

Salondaki İlk Deneme

Salona geçtiğinde babası Mustafa Bey her zamanki koltuğunda haberleri izliyordu. Bahar, annesine mutfakta kısa bir süre yardım ettikten sonra babasının yanına gitti. Aralarındaki bağ güçlüydü, Bahar babasının kucağına bir çocuk edasıyla oturduğunda Mustafa Bey sadece şefkatle kızına sarıldı. Ancak Bahar için durum farklıydı; o anki yakınlık, ten teması ve hissettiği o fiziksel gerginlik libidosunu iyice tetikledi. Kendi içinde hissettiği o yoğunlukla hızla ayağa kalktı. Kalbi küt küt atıyordu.

“Ben biraz bilgisayar oynayacağım,” dedi sesi titreyerek. Odasına kaçtığında, vücudunun verdiği tepkilerle yüzleşti. Kendinden biraz korksa da, bu hissin verdiği adrenalin onu ele geçirmişti.


Yalnızlık ve Riskli Adımlar

Akşamüzerine doğru annesi ve babası üst komşuya davet edildiklerinde, Bahar için beklediği fırsat doğmuştu. Evde sadece o ve abisi Furkan kalmıştı. Furkan salonda, haftanın yorgunluğunu atmak için bilgisayarıyla ilgileniyordu.

Banyo Kapısındaki Sesleniş

Bahar planının ilk aşaması için duşa girdi. Suyun altındayken sesini yükselterek bağırdı: “Abi! Furkan abi! Sırtıma yetişemiyorum, gelir misin bir saniye?”

İçeride bir sessizlik oldu. Furkan, kapının arkasından mahcup bir sesle cevap verdi: “Bahar, saçmalama kızım. Çıkınca halledersin, ayıp oluyor.”

Bahar dişlerini sıktı. Abisinin bu sarsılmaz “abi” duvarı onu hem sinirlendiriyor hem de daha fazla hırslandırıyordu. Duştan çıkıp üzerine sadece bornozunu alarak mutfağa yöneldi. Furkan’ın bakış açısına girecek şekilde buzdolabından bir içecek aldı. Furkan kafasını bile kaldırmadan, “Üşüyeceksin, git giyin hadi,” dedi.

Son Hamle: Dizlerinin Dibinde

Bahar pes etmedi. Odasına gidip o dar şortunu ve beyaz üstünü tekrar giydi. Saçlarını kurutmadan, elinde bir tarakla salona, Furkan’ın oturduğu koltuğun önüne, yere çöktü.

“Lütfen abi, kollarım yoruldu. Şu saçlarımı tarar mısın?”

Furkan iç çekerek tarağı aldı. Nazikçe kardeşinin saçlarını taramaya başladı. Bahar, her fırça darbesinde başını hafifçe geriye atıyor, vücudunu abisinin dizlerine doğru yaslıyordu. Bir anlık hamleyle, saçları taranırken kafasını abisinin kucağına doğru, daha yakın bir temasa zorladı. Furkan bu yakınlığı tamamen “kardeşçe bir naz” olarak algıladığı için sadece gülümsedi.

Bahar işi bittiğinde hızla doğrulup abisinin kucağına oturdu ve kollarını boynuna doladı. “Canım abim, sen olmasan ne yapardım?” diyerek kulağına fısıldadı.

Furkan, Bahar’ın saçlarını okşayıp, “Hadi bakalım ufaklık, derslerinin başına. Annemler gelmek üzeredir,” diyerek onu üzerinden nazikçe indirdi. Bahar, abisinin gözlerindeki o sarsılmaz masumiyeti gördüğünde odasına döndü. O akşam bir şey olmamıştı ama Bahar’ın zihnindeki kapılar artık ardına kadar açılmıştı.

Aile eve döndüğünde, Bahar odasında karanlıkta otururken sadece bir sonraki planını düşünüyordu.

Bölüm Devamı Gelecektirr.



İletişim