Bölüm 5: Gece Yarısı İttifakı
Sude, otoparkın serinliğinden ve Berkay’ın aceleci dokunuşlarından sıyrılıp eve döndüğünde, bacaklarındaki titreme henüz geçmemişti. Kapıyı kapatır kapatmaz Cansu ile göz göze geldi. Ablası, Sude’nin dağınık saçlarından ve gri taytının üzerindeki beton tozundan her şeyi bir bakışta anlamıştı.
Kız Kardeşlerin Gizli Paylaşımı
Cansu, kardeşini sessizce odasına çekti. Sude, otoparkta yaşadığı o adrenalin dolu anları, Berkay’ın ellerini ama zihninde sürekli abisi Tarık’ı canlandırdığını bir çırpıda anlattı. Cansu, kardeşinin bu itirafıyla iyice tahrik olurken, elini Sude’nin henüz soğumamış teninde gezdirmeye başladı. İki kız kardeş yatakta kısa ama yakıcı bir yakınlaşma yaşadı; Cansu’nun parmakları Sude’nin otoparktan kalan hassasiyetini bir kez daha doruğa çıkardı. Ancak Cansu için bu sadece bir başlangıçtı; vücudundaki o derin açlık, kardeşinin zevkiyle doyacak gibi değildi.
Mutfaktaki Cüretkar Davet
Biraz zaman geçip akşam çöktüğünde, evdeki tansiyon yerini sahte bir huzura bıraktı. Hatice Hanım mutfakta akşam yemeği hazırlıklarıyla uğraşırken, Cansu mutfağın kapısında beliren babası Arda Bey’e yaklaştı. Annesinin arkası dönükken, babasının kulağına doğru eğilip sadece onun duyabileceği bir sesle fısıldadı: “Gece annem uyuyunca odama gel… Yarım kalan bir hesabımız var.” Arda Bey, dün gece banyoda yaşadığı o vahşi haz patlamasının etkisiyle sadece başını sallayabildi; iradesi kızının ellerinde tamamen erimişti.
Karanlık Çökünce: Odadaki Büyük Günah
Gece yarısı olup evin ışıkları söndüğünde, Arda Bey sessiz adımlarla Cansu’nun odasına süzüldü. Cansu, yatağında sadece şeffaf bir sabahlıkla onu bekliyordu. Babası yanına uzandığı an, Cansu hiç vakit kaybetmeden örtüyü üzerlerine çekti. Cansu, babasının sertleşmiş vücuduna doğru süzüldü ve Arda Bey’in erkekliğini dudaklarının arasına alarak onu ıslak, sıcak ve derin bir zevk sarmalına sürükledi. Arda Bey, kızının bu profesyonel ve hırslı ağız hareketleri karşısında inlememek için yastığı sıkıyordu.
Tam o sırada, kapının kolu sessizce döndü. Sude, kendi odasındaki yalnızlığından ve içindeki bitmek bilmeyen arzudan kaçarak ablasının yanına sığınmak için içeri girdi. Ancak gördüğü manzara karşısında donup kaldı: Ablası, babasının üzerinde diz çökmüş, hayat boyu unutamayacağı o yasak eylemin tam merkezindeydi. Sude’nin şaşkınlıkla açılan gözleri, korkudan ziyade, bu büyük günahın bir parçası olma isteğiyle parlıyordu.
Sude, kapının eşiğinde donup kalmıştı. Odadaki yoğun şehvet kokusu ve ablasının babasının üzerinde sergilediği o ritmik, hırslı hareketler genç kızın tüm duyularını felç etmişti. Cansu, babasının erkekliğini dudaklarının arasına almış, her bir nefesinde Arda Bey’i biraz daha ahlaki sınırların ötesine taşırken, kapıdaki gölgeyi fark etti.
İzlemenin Verdiği Dehşetli Haz
Cansu, ağzındaki bu yasak zevki bozmadan gözlerini Sude’ye dikti. Bakışlarında ne bir korku ne de bir utanç vardı; aksine, kardeşini bu günahı izlemeye davet eden kışkırtıcı bir parıltı taşıyıyordu. Sude, ablasının babasına yaşattığı bu derin ve ıslak hazzı saniye saniye izlerken, bacaklarının arasından süzülen o tanıdık sıcaklığın tekrar canlandığını hissetti. Otoparkta Berkay ile yaşadığı o sığ dokunuşlar, şu an babasının ve ablasının sergilediği bu devasa gerçeğin yanında bir hiçti.
Arda Bey, kızının ağzındaki o vakumlu baskı ve Sude’nin izleyen gözleri arasında, hayatının en yoğun ikilemini yaşıyordu. Ancak Cansu’nun diliyle yaptığı o ustaca hamleler, Arda’nın beynindeki tüm mantık devrelerini yaktı. Gözlerini kapattı, yastığı daha sert sıktı ve kızının bu hırslı teslimiyetine kendini tamamen bıraktı.
Dahil Oluş: Sınırların Tamamen Yıkılışı
Sude daha fazla dayanamadı. Elini geceliğinin içine atıp kendini tatmin etmeye başladığında, Cansu bir an durdu ve babasının üzerinden kalkmadan Sude’ye eliyle “gel” işareti yaptı. Sude, hipnotize olmuş gibi yatağa doğru ilerledi ve babasının diğer yanına uzandı.
Cansu, babasının kulağına eğilerek fısıldadı: “Bak baba, küçük kızın da bizimle oynamak istiyor. Ona hayır mı diyeceksin?” Arda Bey, arzusundan kararmış gözlerini açtığında, Sude’nin de o yatağın içinde, o yasaklı ateşe ortak olmaya hazır olduğunu gördü.
Sude, babasının göğsüne yaslanıp elini Cansu’nun bıraktığı yere, babasının ateş gibi yanan tenine uzattığında; Ankara’nın sessiz gecesinde o oda, geri dönüşü olmayan bir günah mabedine dönüştü. Şimdi iki kız kardeş, babalarının üzerinde farklı rollerle ama aynı hırsla birleşmişti. Cansu babasının dudaklarına yapışırken, Sude de aşağıda ablasının başlattığı o ıslak seremoniyi kendi acemi ama aç arzusuyla devraldı. Evin koridorlarında Hatice Hanım’ın düzenli nefes sesleri yankılanırken, bu odada aile bağları yerini tamamen ilkel ve dizginlenemez bir şehvete bırakmıştı.
Arda Bey, iki kızının arasında adeta bir kapana kısılmıştı ama bu, kaçmak istediği bir kapan değildi. Yatağın üzerine çöken o yoğun dişillik kokusu, Ankara’nın boğucu sıcağından çok daha yakıcıydı. Cansu, babasının gözlerinin içine bakarak Sude’yi yanına çektiğinde, odadaki tüm tabular birer birer kırılıyordu.
Yasaklı Tenlerin Dansı
Sude, titreyen parmaklarıyla ablasının başlattığı o ıslak seremoniyi devraldığında, Cansu’nun az önce bıraktığı o sıcak ve kaygan hissi babasının teninde hissetti. Arda Bey, küçük kızının acemi ama bir o kadar da aç olan dudaklarını erkekliğinde hissettiği an, kalçaları istemsizce havaya kalktı. Sude, ablasının öğrettiği teknikleri büyük bir hırsla uygularken, Cansu boş durmuyordu. Cansu, babasının üzerine tamamen abanmış, göğüslerini babasının yüzüne bastırarak ona nefes alacak alan bırakmıyordu.
“Hissediyor musun baba?” diye fısıldadı Cansu, babasının kulağını hırsla ısırırken. “Sude’nin ne kadar istekli olduğunu görüyorsun değil mi? Senin kanından, senin canından iki kadın şu an sadece seni doyurmak için burada.”
Doruk Noktasına Doğru
Arda Bey, Sude’nin ıslak ve vakumlu ağız hareketleri ile Cansu’nun yukarıdan yaptığı baskı arasında adeta benliğini yitiriyordu. Sude, her hamlesinde biraz daha derinleşiyor, babasının erkekliğini boğazına kadar alırken gözlerinden yaşlar geliyordu ama hazzın verdiği o ilkel dürtü durmasına izin vermiyordu. Cansu ise babasının ellerini tutup Sude’nin kalçalarına yerleştirdi. “Sık onları baba, canını yakacak kadar sık. O senin kızın, ona istediğini yapabilirsin,” diyerek babasının içindeki o bastırılmış canavarı tamamen serbest bıraktı.
Arda’nın elleri, Sude’nin incecik belinden aşağı süzülüp diri kalçalarına sertçe gömüldüğünde, odada tenlerin birbirine çarpma sesi ve boğuk iniltiler yankılandı. Cansu, babasının bu sertleşen tavrıyla iyice coşarak kendi parmaklarını Sude’nin ıslaklığının içine gönderdi. Şimdi yatağın ortasında, babasının gövdesi üzerinde iki kız kardeş birbirlerine ve babalarına kenetlenmiş, ahlakın bittiği ve sadece vahşi şehvetin hüküm sürdüğü o noktaya ulaşmışlardı.
Adrenalin ve Patlama
Kapının hemen ardındaki sessiz koridorda Hatice Hanım’ın derin uyku sesleri duyulurken, odanın içindeki ritim hızlanıyordu. Sude, babasının içindeki o birikmiş enerjinin patlamak üzere olduğunu hissettiğinde daha da hızlandı. Arda Bey, iki kızının elleri, dudakları ve vücutları arasında ezilirken, tüm iradesini o ıslak ve sıcak karanlığın içine bıraktı. Patlama anı geldiğinde, Cansu babasının dudaklarına yapışarak onun haykırışını yuttu, Sude ise babasının içindeki tüm o yasaklı mirası büyük bir sadakatle kabul etti.
Oda, ağır bir sessizliğe ve ter kokusuna büründüğünde; Ankara’nın bu 4+1 dairesinde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Üç beden, birbirine dolanmış halde soluklanırken, bu karanlık sırrın onları birbirine ömür boyu bağlayan en güçlü zincir olduğunu biliyorlardı.
Odadaki ağır şehvet ve ter kokusu, banyonun buharını aratmayacak kadar yoğundu. Arda Bey, hayatı boyunca hissetmediği o muazzam boşalmanın ardından yatağın ortasında adeta bir enkaz gibi yatıyordu. İki yanındaki kızları, Cansu ve Sude, babalarının gövdesine dolanmış halde soluklanırken, bu sessiz odada sadece hızla çarpan üç kalbin ritmi duyuluyordu.
Gecenin Son Perdesi ve Sessiz Ayrılış
Cansu, babasının alnındaki ter damlalarını parmak ucuyla sildi. Gözlerinde, istediğini elde etmiş olmanın verdiği o sinsi ve tatmin olmuş parıltı vardı. Doğrularak yatağın kenarına oturdu ve darmadağın olmuş sabahlığını omuzlarına çekti. Bakışlarını Sude’ye çevirdi; küçük kardeşinin yüzünde, az önce tattığı o yasaklı hazdan kalan şaşkın ve mest olmuş bir ifade vardı.
“Artık gitmelisiniz,” diye fısıldadı Cansu. Sesi, bir komutanın emri kadar kesin ama bir o kadar da yumuşaktı. “Annem uyanmadan her şey eski yerine dönmeli.”
Arda Bey, sanki bir büyüden uyanıyormuş gibi yavaşça doğruldu. Bakışlarını önce Cansu’ya, sonra da diğer yanındaki Sude’ye çevirdi. Bu odada yaşananlar, Ankara’nın bu sıradan apartman dairesinin duvarları arasına gömülecek en büyük sırdı. Arda, hiçbir şey söylemeden Sude’nin elinden tuttu ve onu yavaşça yataktan kaldırdı. Sude, ablasına son bir kez minnet ve suçluluk karışımı bir bakış atarak babasının peşinden kapıya yöneldi.
Herkes Kendi Karanlığına
Koridorun karanlığında, baba ve kız çıplak ayaklarıyla zemin üzerinde en ufak bir ses çıkarmadan süzüldüler. Arda Bey, Sude’yi kendi odasının kapısına kadar götürdü. Kapı eşiğinde durduklarında, Sude babasının elini bir kez daha sıktı; bu, aralarındaki yeni ve karanlık bağın mühürlenmesiydi. Sude sessizce odasına girip kapıyı kilitlediğinde, Arda Bey de ağır adımlarla karısı Hatice’nin yanına, ebeveyn yatak odasına döndü.
Cansu ise kendi odasında, yatağın hala sıcak olan merkezinde tek başına kalmıştı. Arkasına yaslanıp karanlığı izlerken, evin içinde kurduğu bu yeni düzenin keyfini sürüyordu. Babası ve kardeşi artık onun çizdiği bu cinsel labirentin birer parçasıydı. Üzerindeki sabahlığın iplerini sıkıca bağladı, gözlerini kapattı ve evin üzerine çöken o tekinsiz sessizliğin içinde, yarın başlayacak yeni oyunların hayaliyle derin bir uykuya daldı.
Yorum yapın
💬 +5 KH Puan