Bölüm 4: Şafak Vakti ve Yasak Miras
Banyonun buğulu camları ardında, suyun gürültüsü Arda Bey ve Cansu’nun günahkâr nefeslerini saklayan bir perdeydi. Islak fayansların üzerinde yankılanan her ses, Ankara’nın o sessiz gecesine kazınan bir mühür gibiydi.
Buharın Altındaki Vahşi Teslimiyet
Arda Bey, yıllardır ilmek ilmek ördüğü otoritesinin, kızının suyla ağırlaşmış şeffaf dantelleri ve diri teni karşısında un ufak olduğunu hissediyordu. Cansu, sırtını babasının geniş ve nemli göğsüne yaslayarak başını geriye attı; ıslak saçları Arda’nın yüzüne dolanırken, kalçalarını babasının uyanan sertliğine her vuruşunda banyonun dar kabininde şapırtılı, ritmik bir ses yükseliyordu. Arda’nın elleri, suyun ve şehvetin yarattığı o muazzam kayganlıkla Cansu’nun belinden aşağı süzülüp, siyah dantelin açıkta bıraktığı dolgun etine vahşi bir açlıkla gömüldü.
Cansu, babasının elini tutup kendi ıslak ve sıcak kasıklarına bastırdığında, Arda Bey’in boğazından hayvansı bir hırıltı koptu. “Hissediyor musun baba? Bu sadece sıcağın ateşi değil,” diye fısıldadı Cansu, sesi suyun gürültüsüyle yarışan bir iniltiye dönüşürken. Arda, daha fazla iradesine hükmedemedi; kızını tek bir hamleyle duşun soğuk duvarına yasladı. Islak tenlerin birbirine çarpma sesi banyonun nemli havasında patladı. Arda Bey, Cansu’nun bir bacağını kavrayıp beline kilitledi ve suyun şelale gibi aktığı o dar alanda, tüm ahlaki sınırları banyonun ıslak zeminine süpürdü. Cansu, babasının sahiplenici ve sert hareketleri altında bir yay gibi gerilirken, tırnaklarını babasının omuzlarına geçirip hazzın doruklarında sessiz çığlıklar attı.
Sessiz Dönüş ve Sabahın İlk Işıkları
Dakikalar süren o fırtınalı anların ardından, suyun sesi kesildi. Cansu, sırılsıklam olmuş sabahlığını üzerine alıp bitkin ama zafer kazanmış bir edayla odasına süzüldü ve kendini yatağının kollarına bıraktı. Arda Bey ise üzerindeki suçluluk ve yorgunlukla yatak odasına, karısının yanına döndü. Hatice Hanım, yatakta hafifçe doğrularak, “Nerede kaldın Arda? Çok geciktin,” diye mırıldandı uykulu bir sesle. Arda, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak, “Sıcak çok bastırdı, duşun altında serinlemek istedim biraz,” diyerek bir yalanın arkasına sığındı ve karısının yanına uzandı.
Sabah olduğunda, güneş Ankara bozkırını yeniden kavurmaya başlamıştı. Kahvaltı masasında her şey ürkütücü bir normallikle ilerledi; akşamki fırtınanın izleri, kaçamak bakışlar ve sessiz gülümsemelerin arkasına gizlendi. Sofranın toplanmasının ardından Sude, üzerindeki gerginliği atmak bahanesiyle evden çıktı.
Parktaki Tehlikeli Oyun ve Otopark Kuytusu
Sude, erkek arkadaşı Berkay ile parkın en tenha köşesinde buluştu. Berkay’ın Sude’ye olan bakışları, genç kızın gri dar taytının üzerinde geziniyordu. Parkın ahşap bankında başlayan yakınlaşma, Berkay’ın elinin Sude’nin taytla kaplı bacağına atmasıyla alevlendi. Berkay, parmaklarını Sude’nin bacak içlerine, taytın kumaşını geren kasıklarına doğru kaydırdıkça Sude, evde abisiyle yaşadığı o yarım kalmış arzunun hırsıyla ona karşılık verdi.
“Burada olmaz, herkes görebilir,” diye fısıldadı Sude, ama Berkay’ın taytın üzerinden yaptığı baskı onu çoktan nefessiz bırakmıştı. İkili, parkın hemen yanındaki apartmanlardan birinin sessiz ve loş otoparkına sığındı. Beton kolonların gölgesinde, Sude’nin gri taytı kalçalarından aşağı sıyrılırken, genç kız sırtını soğuk betona yasladı. Berkay’ın dudakları Sude’nin boynuna gömülürken, Sude gözlerini kapattığında karşısında Berkay’ı değil, abisi Tarık’ın karanlık arzusunu görüyordu. Otoparkın serinliğinde, Ankara’nın boğucu sıcağından kaçan bu iki genç, aile evinde başlayan o büyük günah zincirine yeni bir halka ekliyordu.
Otoparkın loş ışıkları altında, beton kolonların gölgesine sığınan Sude ve Berkay için dünya, dışarıdaki Ankara sıcağından kopmuş, sadece birbirlerinin hızlı nefeslerinden ibaret kalmıştı. Sude’nin üzerindeki gri tayt, Berkay’ın sabırsız elleriyle kalçalarından aşağı, dizlerine kadar sıyrıldığında; soğuk betonun tenine değmesi Sude’de bir elektrik şoku etkisi yarattı.
Karanlıktaki Haz Patlaması
Berkay, Sude’yi soğuk kolonun üzerine daha sert bastırırken, dudakları genç kızın terli boynunda aç bir şekilde geziniyordu. Sude, gözlerini sımsıkı kapattığında Berkay’ın kokusunu değil, abisi Tarık’ın o keskin ve yasaklı aurasını hayal ediyordu. Bu hayal, kasıklarındaki yanmayı dayanılmaz bir boyuta taşıdı. Berkay’ın eli, taytın ve pembe dantelli çamaşırın engellerini aşarak Sude’nin tamamen ıslanmış, sıcak merkezine ulaştığında; Sude başını geriye, sert betona yaslayarak boğuk bir inilti koyuverdi.
“Sude, çok ateşlisin… Dayanamıyorum,” diye fısıldadı Berkay, parmakları Sude’nin hassas noktalarında sert ve ritmik hareketlerle gezinirken. Sude, tırnaklarını Berkay’ın tişörtüne geçirmiş, vücudu otoparkın serinliğinde bir yay gibi gerilmişti. Berkay, Sude’nin bacaklarından birini kavrayıp kendi beline dolattığında, aralarındaki sürtünme otoparkın boşluğunda ıslak ve tok sesler yankılatıyordu. Sude, yaşadığı bu vahşi hazzın doruklarında, zihnindeki Tarık görüntüsüyle birlikte kontrolünü tamamen kaybetti.
Ortak Günahın Gölgesi
Otoparkın derinliklerinden gelen her ufak ses, yakalanma korkusunu adrenalinle birleştirerek hazzı katlıyordu. Berkay, Sude’nin diri kalçalarını kavrayıp onu duvarda sabitlerken; Sude, ablası Cansu’nun kendisine öğrettiği o karanlık zevk sınırlarını şimdi bu beton yığınının içinde sonuna kadar zorluyordu. Her bir sarsıntıda, banyonun buharları altındaki babası ve ablası ya da odasındaki abisi gibi, o da ailedeki bu büyük ve gizli “günah mirasının” bir parçası olduğunu iliklerine kadar hissediyordu.
Dakikalar süren bu yoğun ve kontrolsüz patlamanın ardından, Sude bitkin bir halde Berkay’ın omuzlarına çöktü. Taytını yukarı çekerken bacakları hala titriyordu. Otoparktan çıkıp tekrar Ankara’nın yakıcı güneşine karıştıklarında, Sude artık sadece bir kız kardeş ya da evlat değil; o evin duvarları arasına sinen o büyük, karanlık ve ortak sırrın en genç temsilcisiydi.
Yorum yapın
💬 +5 KH Puan